Demircilik

Demircilik

 

Demircilik, Türklerin en eski el sanatlarından olup Türk ulusu nezdinde saygın bir yere sahiptir. Tarihten örnek vermek gerekirse Göktürklerin atalarının da demirci olduğu Ergenekon Destanı’nda Demir Dağı’nın eritilip oradan yol alındığı ve o günün de kutsal sayıldığı anlatılır. Bir inanışa göre demirciliği, insanlığa Hz.Davut öğretmiştir. Bundan dolayıdır ki Hz.Davut, demircilerin koruyucusu olarak bilinir. Demircilik, Orta Asya halkları arasında nasıl önemli bir meslek ise Anadolu’da da müstesna ve tarihi bir yere sahiptir. Demirin bulunması ve kullanılması, toplumların yaşam şartlarını belli ölçülerde kolaylaştırmıştır. İnsanoğlu, demiri bularak savunma ve avlanma amaçlı silah, ev eşyası gibi araç gereçler üretmiş, yaşam alanlarını sağlamlaştırarak kendilerini diğer toplumlardan ve doğanın yıkıcı etkilerinden daha iyi bir şekilde korumaya başlamıştır.

Doğu Sanatı Demircilik

Demircilik bir Doğu sanatıdır. Bu meslek, Doğu’ya yapılan akınlar ve seyahatler neticesinde Batı’ya yayılmıştır. Arkeolojik kazılarda demir bulguların nadiren görülmesinin en önemli nedeni oksitlenmedir. Oksitlenme, demiri yakıp yok eder. Bu nedenle XI. yüzyıl öncesine giden kazılarda demirden yapılan işlere pek rastlanmaz. XII. yüzyıldan sonra demircilikte önemli gelişmeler sağlanmış ve günümüze kadar gelen eşsiz güzellikte eserler yaratılmıştır. Demir, doğada saf olarak bulunmaz ve kimyasal elementler cetvelinde “Fe” (Ferrum)  harfleri ile temsil edilir. İçine nikel katılırsa paslanmaz çelik elde edilir ve bu eklenen malzemeye göre farklı şekillerde adlandırılır. Haddeden geçirilerek elde edilen sac levhaların paslanmasını önlemek için üst kısımlarını madeni yağla yağlarlar. Demir, en iyi emaye ile uyum sağlar.

Suyla Gelen Kırılmazlık

Demircilikte fabrikasyon imalata başlanmadan önce üretilen kesici ve delici malzemelerin (inşaatlarda kullanılan keski ve çiviler, ağaç keseri, çeşitli bıçaklar, kasapların kullandıkları el satırları, çengeller) dayanıklılığı sağlanarak, kolayca kırılıp körlenmesini engellemek gerekir. Demire “su verme” ihtiyacı buradan gelir. Bu, işlenen demirin kullanım amacına bağlıdır. Örneğin yapılan iş sert yerlerde kullanılacak bir âlete gerek duyuyorsa daha sert su verilir ve maddenin içeriğinde değişiklikler yapılır. Örneğin tenekeci makası gibi demir kesecek âletlerin demirindeki karbon oranı 1,7’den fazla iken bu oran inşaat demirleri için 1,7’dir.

Demir Nasıl Sertleşir?

Demirin üç çeşit sertleşme işlemi vardır:

1)       Suda sertleşme

2)       Madeni yağda sertleşme

3)       Hava ile sertleşme

Demir, ocakta ısıtıldığında ulaştığı sıcaklığı, aldığı renge göre demirci ustaları anlarlar. Örneğin sigara ateşi rengi demir tavının 600°C’de, portakal rengi 900°C’de, sarımtırak renk beyaza dönüşünce demirin tav derecesi en yükseğe gelmiş demektir. 

Demir Tavında Dövülür

Demir, yüksek tavda dövülmelidir. Eğer düşük ısıda dövülürse çatlamalar meydana gelir. Yüksek tavda demir halk tabiriyle çürümüş olur. Çünkü yüksek sıcaklıkta demirin kimyasal yapısı ve özelliği bozulur. Eğer yapılacak demir malzeme çok sayıda tavlama işlemi gerektiriyorsa örneğin 6-7 defadan sonra demiri mutlaka kuma gömerek 24 saat bekletmek gerekmektedir. Bu işleme demirci tabiriyle “normalleştirme tavı” denir. Üretim sürecine dinlendirme işleminden sonra devam edilir. Demir tavı renklere göre anlaşılabildiği gibi demirin (yani çeliğin) sertlik dereceleri de renklere göre belirlenebilmektedir.

Demiri İsle Boyamak

Demir malzemenin meneviş boyama işlemi genellikle silah sanayiinde ve Karadeniz bölgemizde kullanılan bir tekniktir. Burada amaç, tabanca ve benzeri çelik âletleri paslanmaya karşı korumak ve görüntü bakımından güzel göstermektir. Bu işlem için çelik 600°C’ye kadar tavlanır. Bu tavlama işlemi, fındık büyüklüğündeki linyit kömürleri ile yapılırsa çeliğin kimyasal yapısı daha az değişir. Tavlanan çelik, madeni yağa batırılır. Az miktarda hava verilerek isli yanması sağlanan linyit ocağının üzerinde yağa batırıp çıkartılan çelik malzeme tutulur. Soğumuş çelik üzerindeki yağ ve linyit isi birleşerek kaplama boya oluşur. Daha sonra da suya batırılarak meneviş boyama işlemi tamamlanmış olur. Kaynağın henüz bulunmadığı zamanlarda demir, ocak kaynağı ile kaynatılırdı. Mümkün olduğu kadar açık portakal renginde ısıtılan demir malzemeler üst üste getirilip aralarına boraks tozu konularak ve örs üzerinde balyozlarla dövülerek birbirleri ile kaynaması sağlanırdı. Bu işlem sırasında demir malzemenin şeklinin bozulmaması için altta oluklu tabla, üstte de oluklu saplı baskı kullanılırdı. Balyozla, baskının üzerine vurularak malzemenin şeklinin bozulması engellenirdi. Günümüzde ise demirciler, yukarıda bahsedilen araç ve tekniklerin yerine oksijen ve elektrik kaynağını, delgi makinelerini, kesici ve delici elektrikli âletleri ve perçinleri kullanmaya başladılar.

Örs Üzerinde Demirin Dövülmesi

Ocağın yanında çeşitli ağız yapısında kıskaçlar hazır bulunur. Bu kıskaçların sıcak malzemeyi tutan kısmı (burunları) düz, oluklu veya karga burnu şeklindedir. Ocaktan alınan demir malzemeyi sıkı sıkıya tutabilme özelliği vardır. Bu arada demirci çırağı, körük yardımıyla kok kömürü ateşini harlı tutmaya çalışır ve hiçbir zaman ateşte kömürün bitmesine izin vermez. Gerçekten de demire şekil vermek ancak ve ancak demir kor halindeyken mümkündür. Elindeki kıskaçla kor halindeki ham demiri tutan demirci ustası diğer eliyle de çekicini kullanır. Ustanın çekiç vuruşunun açısına ve vuruş şiddetine göre demirci kalfaları da balyozlarıyla demiri döverler. Balyozun aynı yere vurması gerekiyorsa usta, çekicini örse yavaş yavaş vurur. Usta, çekicini örse yan tuttuğu zaman balyozla vurma işlemi de durmalıdır. Kömür kokusu ve kömür isi içerisinde her işlerini kendilerinin yaptığı ustaların maharetli ellerinden çıkan, bazen çelik bazen de yumuşak demirden yapılan âletler, gerçek birer alın teri, el emeği ürünüdürler. Demirci ustaları kor haline getirilen demir parçalarını çekiç ve balyozlarla karşılıklı örs üzerinde döverek şekil vermektedirler. Bu bağlamda demirci ustalarını bir orkestrayı yöneten şeflere benzetmek çok da yanlış olmaz. Gerçekten de kalfalar, çekiçlerini ne zaman vuracaklarını ustanın çekiç ritmiyle belirlerler. Dört kişinin kullandığı büyük balyozlar, kor halindeki demirin üzerinde inip kalkarken herhangi birinin diğerine çarpmaması, bu işlemin nasıl bir uyum içinde yürüdüğüne en önemli delildir.

Çeliğe Verilen Su

Çeliğe verilen gerçek su, demirci ustalarının alınlarından akıttıkları terdir. Türkler, tarih boyunca demircilikte oldukça ileriydiler. En iyi kılıçları yapıp sertleştirme işleminde de at idrarı kullanmak suretiyle daha iyi sonuçlar elde etmeyi bilmişlerdir. Teknoloji, acımasız çarkları arasına demirciliği de alarak bu mesleği icra eden ustaların sayısını hızla tüketmektedir. Günümüzde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az kalan emektar ve yaşlı ustalar için yetiştirecek çırak bulmak da benzer durumdaki diğer zanaatlarda olduğu gibi neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Kitlesel üretim ve hızlı tüketim alışkanlıklarının, emeğe dayalı meslek kollarından insan ilişkilerine kadar uzanan geniş bir yelpazede her şeyi meta’laştırıp öğüttüğü bir dönemde toplumsal yaşamın daha geçen yüzyılın başına kadar dayanağını oluşturan çoğu meslek birer birer yok olmaktadır. Zira çağımız toplumunun estetik ve emek kaygılarından uzaklaşarak maliyet-kazanç ikilisine odaklanan dünya görüşü ve insan ilişkileri yaklaşımı, geçmişimizden miras kültürel ve sosyal zenginliklerimizi de erozyona uğratmaktadır. Sonuç olarak mesleklerinin kendileri ile birlikte toprağa gömüleceğini düşünmek, demirci ustaları için ayrı bir endişe ve üzüntü kaynağı olsa gerek. Kaybolmaya yüz tutan bu mesleklerle birlikte bizler de geçmişimizle olan bağlarımızdan yavaş yavaş kopmaktayız.

Kaynak

http://turkdemirsanati.blogcu.com

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 164 ziyaretçi (230 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=