Resme Giriş ve Karakalem

Resme Giriş ve Karakalem Çizim Teknikleri



Şişe, Sürahi ve Bardak ile Natürmort

Karakalem tekniği ile dilediğiniz kompozisyonu tek renk olarak çalışabilirsiniz. Ayrıca bu çalışmalar resimleyeceğiniz yağlı boyalar için egzersiz niteliği taşıyacaktır. Eskiz defterlerine gerçekleştireceğiniz bu çalışmalar ilerde muhteşem tablolara dönüşebilirler. Yüzyıllardır ressamların vazgeçemediği bir malzeme olan kurşun kalem ve kömür kalemle gerçekleştirilen karakalem çalışmalar, izleyenlerde her zaman farklı bir hayranlık uyandırmışlardır. Yağlı boya ve sulu boya çalışmaların renk zenginliğini bir kenara bırakarak oluşturulan bu ışık-gölge ve kontür çalışmaları, başlı başına birer sanat eseri olmalarının yanı sıra, renkli çalışmalar için yol gösterici bir rol üstlenirler. Bu bölümümüzde teknikten biraz bahsetmenin yanı sıra sizlere karakalem çalışmaya başlamanız için size kısa bir örnek sunuyoruz. Adımları takip ederek kâğıt, kalem ve silgi yardımıyla evinizde kolayca bulabileceğiniz malzemelerle oldukça keyifli bir çalışma gerçekleştireceğiz.

En Temel Resim Malzemesi

Kurşun kalem en temel resim malzemesidir. Resme başlayanların mutlaka üzerinde çalışması gereken kompozisyon ve ışık-gölge tekniklerini kara kalem resimlerle geliştirmek en uygun çalışma yöntemi olacaktır. Boyaların kendilerine has özelliklerini ve teknik zorluklarını bir kenara bırakarak, kara kalem çalışmalarla resme ilk adımınızı atabilirsiniz. Ortaya çıkan sonuç sizi tatmin edene dek, aynı ya da benzer konular üzerinde çalışmanızı tavsiye ederiz. Hazırlayacağınız bir natürmort düzenleme ya da yakınlarınızın size modellik yapmalarıyla, ileride renkli çalışabileceğiniz kompozisyonlar için referans alabileceğiniz çalışmalar ya da hızlı eskizler gerçekleştirebilirsiniz. Karakalem çalışmaları için çeşitli yumuşaklıklarda kurşun kalemlerin yanı sıra kömür kalem ya da füzen benzeri malzemelerle birlikte hamur silgi kullanabilirsiniz. Böylece resimlerinizdeki ışık-gölge dağılımını dengeler ve hataları daha kolay giderebilirsiniz. Başlangıç olarak “H” benzeri sert kalemlerle çalışmanız ve resminiz ilerledikçe daha yumuşak kalemlere geçmeniz, ışık-gölge dağılımını dengede tutmanıza yardımcı olacaktır. Tabi kâğıt seçiminiz de oldukça önemli. Dokulu kâğıtlar, üzerlerinde daha fazla kalem izi tutacağından, resminiz size daha çekici görünecektir. Yine de yeni başlayanların daha az dokulu ve az gramajlı kâğıtlar tercih etmesini tavsiye ederiz. Aksi takdirde resmi fazla koyultarak bir anda tamamen kararmış bir desenle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Adım Adım Karakalem Dersleri

1) Objelerin taslaklarını çıkartın

Kâğıdınız üzerine objeleri yerleştirmenize yardımcı olması için kâğıdınızı eşit büyüklükte karelere bölebilirsiniz. Üç objeyi de sadece kontür olarak, 2B kaleminizi kâğıda fazla bastırmadan kâğıda yerleştirmeye çalışın. Objelerin ayrıntılarına girmeyin ve yanlışlık yapmaktan korkmayın. 

2) Taslağı tamamlayın

Objelerin kâğıt üzerine yerleşimi sizi tatmin ediyor ise, şişe ve sürahi üzerindeki küçük detayları ekleyebilirsiniz. Kâğıda doğru yerleşmiş ve birbirleriyle doğru ilişkilendirilmiş nesneler gölgelendirmeye hazırlar.

3) Şişeyi gölgelendirin

Işığın nesnelerin üzerine nasıl düştüğünü dikkatlice inceleyin. Kömür kalemle çalışmaya başlayarak gölgelendirmelere başlayın. Sivri uçlu kömür kalemle yapacağınız sert ve yumuşak kalem darbeleriyle, ışıklı bölgelere geçmemeye dikkat ederek şişeyi gölgelendirin. Şişenin yuvarlak formunu vermek için dönen formunu takip eden çizgiler kullanmaya çalışın.

4) Bardağa form kazandırın

Şişenin ağzı gibi detayları kömür kalemin ucunu iyice inceleterek çalışın. Ardından bardağa dönün, sağ yanındaki gölgeli bölgeyi oluşturmak için kaleminizi biraz daha bastırarak kullanın. Solundaki ve üst tarafındaki ışıklı bölgeleri boş bırakın.

5) Sürahi üzerinde çalışın

Çizimini tamamladığınız bölgelerin üzerine bir parça kâğıt yerleştirin ki kurşun kalem, kâğıt üzerinden dağılıp resminizi kirletmesin. Ardından sürahiyi gölgelendirmeye başlayın. Yine ışık alan bölgeleri açıkta bırakarak dikey çizgilerle gölgelendirme yapın.

6) Sürahiyi biraz koyultun

Kademe kademe ilerleyerek nesnelerin üzerine düşen gölgeleri koyulaştırın. Gerek gördünüz alanlarda ışığı belirginleştirmek için silginiz ile kurşun kalem lekelerini silerek daha parlak ışık oluşturabilirsiniz. 

A - Kâğıda Yerleştirme

Nesnelerin detaylarına girmeden önce kompozisyon genel hatlarıyla kâğıda yerleştirildi ve objelerin birbirlerine olan orantıları kontrol edildi.

B - Kurşun Kalem Kullanmak

Hata yapma ihtimaline karşı taslak 2B kalemle çizildi. Ardından çalışma kömür kalemle tamamlandı. Kömür kalem neredeyse tüm kurşun kalem izlerini gizledi. Unutmayın kurşun kalem kömür kalemden daha açık tonlar oluşturur ve daha yumuşak bir sonuç verir.

C - Üç Boyutlu Görüntü

Natürmortta gördüğünüz üç nesne de yuvarlak forma sahipler. Bu etkiyi kâğıda taşımak için kontür çizmek yeterli olmayacaktır. Bu sebeple gölgelendirme, objelerin formlarını ortaya çıkaracak şekilde yapıldı. 

Çizgiler

Tarihsel gelişim süreci içerisinde hiçbir toplumu, diğer toplumların etkisinden kurtulmuş sayamayız. Resim sanatı da bu sürecin içerisine girmektedir. Bu bağlamda Türk sanatının başlangıçta Batı sanatını etkilediğini, ancak XVIII. yüzyıldan itibaren Batı sanatının Türk sanatı üzerinde çok geniş boyutlu etkilerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Türk sanatçıları Batı etkileşiminde resim yaparlarken genelde biçimsel olarak ele almaya çalıştıkları gözlenmiştir. Bu biçimi oluşturan unsurların: Renk, ışık-gölge, leke, armoni, ritm, fon, açık-orta-koyu, değer, mekân, çizgi vb. olduğunu ve özellikle çizginin çağdaş Türk resim sanatına önemli bir şekilde yansımış olabileceğini söyleyebiliriz.

Bu arada çağdaş Türk sanatında geleneksel yaklaşımları görürüz. Özellikle 1940’lardan sonra daha da yoğun olduğu söylenebilir. Çizgisel olan geleneksel sanatlarımız konu ve biçimsel olarak yansırken Türk resminin çizgisel yapısının da çağdaş Türk resim sanatına yansımış olabileceğini düşünmekteyiz.

Sanatçılar ve eserler konuya alınırken, çağdaş Türk resminin oluşumunda ve gelişiminde en çok ismi geçen çizgisel tarz çalışan sanatçılar ve eserler tercih edilmeye çalışılmıştır. Çizgi yalın anlatımı ve eserin yapısını belirlemede en önemli öğe olduğu için, çizginin çağdaş Türk resim sanatındaki yerini belirlemek bu sürecin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Çağdaş Türk resmi sürecinde Batı ve geleneksel etkileşim sonucu yeni bir sentezde çizginin ne kadar önemli olduğu konumuz açısından dikkate değer. Çağdaş resmin oluşumunda ve gelişiminde önemli bir yeri olan çizginin, etkileşimi, tarzları, kaynağı, kimler tarafından, hangi dönemlerde, nasıl verildiği geniş perspektifle araştırmak amaçlanmıştır.

Heinrich Wölfflin, “Sanat Tarihinin Temel Kavramları” adlı kitabında: Avrupa sanatının XVI. ve XVII. yüzyıldaki form gelişimini araştırır. Aynı kitapta Wölfflin’in çizgisellik konusundaki düşünceleri şöyledir: “XVI. yüzyılda ışık ve gölgenin önemli bir etken olarak ortaya çıkışı çizginin egemenliğinden hiçbir şeyi değiştirmez. Çizgesel bir görünüşe bağlı kalmak başka, bilinçli bir şekilde çizgiyi amaç edinip ona yönelerek çalışmak başkadır. Çizgiye karşı tamamıyla bağımsızlık, tam da çizginin karşıtı olan ışık ve gölgenin olgun bir hale gelmiş olduğu zamana rastlar. Çizgisel üslup karakterine geçiş nedeni, çizgilerin var olmaları değil, onların ifadelerindeki güç kendilerini izlemeleri için gözlere yaptıkları baskı idi” diyerek yazar. Aynı zamanda çizgiyi amaç edinen tarzı da çizgisel olarak kabul eder. Ancak çizgisel görünüşün, çizgisel tarzda olgun dönemi olduğunu açıklar.

Çizginin üç tipi vardır: Düz çizgi, yuvarlak (oval) çizgi, spiral çizgi. Bir sanat eserinde bu çizgilerin uyumları, ahenkleri plastik bilgilerle uygulanır. Doğanın kendisi ve yapay eşyaların çoğu daire, oval, üçgen, kare biçimlerden oluşurlar. Sanatın her dalında meydana getirilen eserler en güzel, en ahenkli ve hareketi taşıyan, ritim sağlayan eğri çizgilerdir. Kullanımları zor, fakat estetik zevklerine doyulmaz. Her çizgi kalın veya ince, çift veya paralel, eğri veya kırık çizgiler tekrar edilerek birtakım güzel biçimler yapılır. Bu çizgilerle dekoratif birçok değişik biçimler gösterilir.

Nokta

Resim sanatında nokta geometrideki anlamından oldukça farklıdır. Resimde “nokta” kavramı, merkezi dengeye sahip bir yüzeysel etki öğesi olarak tanımlanır. Dolayısıyla, resimsel nokta geometridekinden farklı olarak bir alan kaplar. Bu anlamıyla “nokta”, resme ancak çağdaş sanatın ortaya çıkışıyla birlikte girmiştir.

Noktanın Amacı

Genel anlam olarak noktanın tanımı,
Görsel anlatımın esas öğesi olan noktasal ilişkilerin açıklanması,

Doğada noktasal yaklaşımları ve görsel anlatım olanaklarını görerek biraz birikime ve yaratıcılığa yeni çıkışlar sağlamak.

Görsel Anlatımın Öğesi Olan Nokta

Nokta kısaca; bulunduğu ortama göre nokta, küçük ve merkezi nitelik gösteren dairesel leke veya benektir.

Nokta ve Noktasal Elemanlar

Nokta, uzayda bir pozisyona işaret eder; kavramsal olarak, genişliği, derinlik ve kalınlığı yoktur. Durağan (statik), yönsüz ve merkezidir; formun ilk ve esas elemanıdır. Mimaride kolon, obelisk ve kule gibi düşey çizgisel elemanların izdüşüm ifadesidir. İki nokta, onları bağlayan bir çizgiyi tanımlar. Noktalar, sınırlı bir uzunluğu verdikleri gibi; sonsuz uzunluktaki bir doğru üzerinde belli mesafeye de işaret eder. İki nokta, bir doğru parçasının görsel simetri ekseni olarak algılandığında böldüğü parçadan daha etkilidir.

Resmin Öğeleri

Resmin biçimsel tasarımı çizgilerin, biçimlerin, renklerin, tonların, doku özelliklerinin anlatımcı bir düzen içinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Renklerin ve imgelerin bir araya getirilmesi içerik açısından betimsel ya da simgesel anlamlar taşıyabilir. Ama bir duyguyu, uyumu, gerilimi ya da mekân, hacim, hareket, ışık gibi görsel kavramları yansıtmada, içerikten çok renk ve biçimin ilişkisi önem kazanır.

Çizgi, içerdiği anlatım gücüyle resmin önemli öğelerinden biridir. İnce, kalın, düz, kesik, doğru, eğri, dalgalı, kırık çizgiler yineleme ya da karşıtlık duygusu uyandırmak amacıyla kullanılır. Çizgilerin arasındaki alanların değişik renk ve tonlarla boyanması ise hacim, ağırlık, mekân içindeki konum, doku gibi nitelikleri belirler.

Biçim ve kütle de kompozisyonun oluşmasında önemli bir öğedir. Çocukların, içgüdüsel olarak gördüklerini geometrik biçimlerle ifade etme yöntemini Paul Klee ya da Jean Dubuffet gibi bazı çağdaş sanatçılar da benimsemiştir. Bir kare ya da daire, bakışı kendi merkezine doğru çeker. Bir ikizkenar üçgen sağlamlık duygusu uyandırır, buna karşılık tepesi üstünde duran bir üçgen dengesiz bir durumu belirtir. Elipsler, paralelkenarlar, dikdörtgenler süreklilik, durağanlık duyguları verir. Biçim ve kütleler arasında kalan boşluklar da kompozisyona katkıda bulunacak biçimde değerlendirilir.

Bir başka resim öğesi olan renk birçok üslupta bezeme ve betimleme amacıyla kullanılmıştır. Üç temel renk kırmızı, mavi ve sarıdır; bütün öteki renkler bunların karışımlarından türer. İkincil renkler mor, turuncu ve yeşildir; bunların temel renklerle ve birbirleriyle karıştırılması çeşitli ara renklerin ortaya çıkmasına yol açar. Ton bir rengin görece koyuluk ya da açıklık derecesi ya da değeridir. Örneğin Rembrandt koyu, Claude Monet ise açık tonlar kullanmışlardır. Her rengin bir de karşıtı vardır.

Temel renklerin karşıtı, öbür iki temel rengin karışımından elde edilen ikincil renktir. Buna göre kırmızının karşıtı yeşildir. Renkler tek başlarına ya da ikili üçlü kümeler halinde kullanıldığı zaman farklı etkiler yapar, olduklarından daha açık ya da daha koyu, daha sıcak ya da daha soğuk görünürler. Rengin karmaşık dinsel ya da simgesel anlamları herkesçe kolayca anlaşılmazsa da, bazı renklerin bileşimlerinin yarattığı uyum ve uyumsuzluklar herkes tarafından, farklı derecelerde de olsa algılanır. Ressamlar rengin bu ve benzeri özelliklerini bilinçli ya da içlerinden geldiğince kullanarak farklı görsel algılamalar, hatta yanılsamalar yaratır ve bunları bir anlatım aracı olarak kullanırlar.

Nesnelerin yüzleri pütürlü ya da parlak, girintili çıkıntılı ya da düz olabilir. Bu özellik resmin dokusal niteliklerini belirler. Hint ya da İslâm sanatı gibi bazı bezemeci sanat türlerinde doku, geometrik örgelerin yinelenmesiyle elde edilir. Batı sanatında ise, özellikle Ortaçağ’da doku, dökülmüş yapraklar, yağan kar ve kuşların uçuşu; gibi doğadan alınan örgelerin yinelenmesiyle verilir. Noktacılık tekniğinde kullanılan küçük fırça vuruşlarıyla elde edilen yüzeylerde de ışıltılı bir doku görülür.

İki boyutlu bir yüzey üstünde hacim ve mekân duygusu uyandırabilmek için perspektif kurallarını uygulamak gerekir. İnsanlar nesnelerin kendilerinden uzaklaştıkça küçüldüğünü, paralel çizgilerin bir noktada kesişir gibi göründüğünü, düzlemlerin birbirine yaklaşır gibi olduğunu gözlemişler, bunu da kâğıt ya da tuvale aktarmaya çalışmışlardır. Buna karşılık çocuklar ve “ilkel” insanların mekân algılayışı bütünüyle farklıdır. Onların resimlerinde nesneler birbirinden bağımsız birimler olarak ele alınır; her biri, onu en iyi anlatacak bakış açısıyla verilir; hatta görece önem taşıyan nesne ya da figürler ötekilerden daha büyük gösterilir. Aynı uygulama Rönesans öncesi Batı sanatında da bazı dinsel konulu resimlerde görülür.

Çok bakış açılı mekân anlayışı birçok resim üslubunda kullanılmıştır. Örneğin Eski Mısırlılar figürün baş ve ayaklarını yandan, gözlerini ve gövdesini ise önden göründüğü gibi çizmişlerdir. Rönesans öncesi Avrupa resmi ile İslâm minyatürlerinde de benzer bir derinlik uygulaması kullanılmıştır. Minyatürlerde dikey yüzeyler karşıdan göründüğü gibi, yatay yüzeyler ise plan biçiminde, sanki tepeden görünüyormuş gibi çizilir. Bu da minyatüre alışılmadık bir üst üste binmişlik duygusu verir.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru Cézanne, Rönesans’tan beri kullanılan resim mekânını değiştirmiş, yatay düzlemleri eğik bir eksende vererek, dikey yüzeylerin resim yüzeyinde öne doğru çıkmasını sağlamış ve derinlik etkisini yüzeyler aracılığıyla yaratmıştır. Cézanne’ın bu uygulaması daha sonra Kübist ressamlarca daha da ileriye götürülmüş, nesnelerin bütün yüzeylerinin görüntüleri birbirini izler biçimde verilmiştir. Günümüzde mekân yaratmada kullanılan bu algısal ve kavramsal yaklaşımlar bazen aynı kompozisyonda birlikte de yer alır.

Ressamlar çok eski zamanlardan beri iki boyutlu bir düzlem üstünde zaman ve hareket duygusu uyandırmaya çalışmışlardır. Bunların en bilinen örneklerinden biri dizi resimler, bir başkası ise, bir defterin yapraklarının çevrilmesinde olduğu gibi, birbirini izleyen görüntülerdir. Hem Doğu’da, hem de Batı’da sanatçıların bir öykünün çeşitli aşamalarını aynı resmin içine yerleştirdikleri görülür. Kübist ressamlar zaman duygusunu, ele aldıkları nesnenin içinde bulunduğu mekânla ilişkili olarak işlemişler, gelecekçiler de bu noktadan yola çıkarak ağır çekim filmlere ya da hareket halindeki bir nesnenin arkasında bıraktığı izleri de gösteren fotoğraflara benzer resimler üretmişlerdir.

Bir resmin tasarlanmasında çeşitli ilkeler uygulanabilir. Anlatılmak istenene göre simetrik olan ya da olmayan, derinlik duygusu güçlü ya da güçsüz olan, geometrik ya da doğal biçimlere ağırlık veren, ele aldığı nesneler arasında altın oran gibi ilişkiler kuran ya da kurmayan, gerilim yaratan ya da yaratmayan düzenlemeler yapılabilir.

Doku

Tüm görsel nesnelerin karakteristik birer dış yapıları vardır. Nesne ve varlıkların dış yapı özellikleri ve bunların objektif etkileri dokuyu (tekstür) oluşturur. Diğer bir değişle, doğadaki tüm nesnelerin iç yapılarının işlevsel özelliklerini dışa vuran yüzeysel etkilere “doku” denir. Bu, doğanın yapısal bir özelliğidir. Objelerin dış görünüşlerindeki ayrıcalıkları sağlayan üzerlerindeki dokusal yapı farklılıklarıdır. Yani doku, yüzeyleri oluşturur. Bir yüzey değerlendirmesidir. Gözün gördüğü her şey özel bir dış yüzey yapısına sahiptir. Tasarımcı, yaşayan doğadaki dokusal oluşumlardan yararlanarak yeni yaratım olanakları elde edebilir.

Yüzey ne tipten olursa olsun parça ile bütün arasında bir takım temel bağlantılar bulunabilir.
• Doku, birbirine eş ya da birbirini tamamlayan birim biçimlerin belli sistemlerle yan yana gelmesinden oluşur

• Doğal dokularda dokuyu oluşturan birim biçimleri matematik bir eşlik göstermemesine karşın bütün içinde birbirlerini tamamlayarak yapısal sistemi oluştururlar.

• Dokusal yapılar daima yüzeyseldir.

• Dokulardaki yapısal karakterler, işlevleriyle ilişkilidir. Dokusal yüzeylerin oluşumunu sağlayan birim biçimleri ve bunların yan yana geliş sistemleri daima farklılıklar gösterirler. Bazen değişik objelerde birim biçimleri benzer olsalar da işlevselleri ayrı ayrı olduğundan yan yana geliş sistemleri farklı olabilir. Yine birim biçimleri farklı olan objelerde birimlerin yan yana geliş sistemleri benzer olabilirler.
• Biteviye yineleme yolu ile ölçü, hep ayrı yönde, hiçbir değişikliğe uğramadan artar.

• Yönü değişmeyen bir açık-koyu değişkenliği ile doku oluşur.

• Ritm artarak gelişir.

• Ritm, ileri geri yer değiştirme ile zıt yönlerde ve aynı ölçü içersinde ya da değişik ölçüde gelişir.

• Belirli bir merkezden çıkarak dışarıdan içeriye ve içerden dışarıya hareket eder.

• Bir dokunun oluşması için pürüzlü bir yüzey ve uygun ışık gereklidir. Uygun bir ışık girinti ve çıkıntıları yani, dokunun derinliğini verir. Renk değişimi ise dokuya görsel karakter kazandırır. Bir cismin yüzeyi dokunulduğunda sert ya da yumuşak pürüzler içerir. Bu pürüzler, o cismin dokusudur.

• Doğal objeler bulunarak dokusal yapılarındaki özelliklerine uygun olarak resmedilir.

Bu çalışmalarda esas olan, etüt edilen objenin doku yapısını oluşturan birim biçimlerinin yan yana geliş sistemleri ve sistem içinde birimlerin aldığı şekillerin algılanmasıdır. Sert, yumuşak, canlı, ölü, hafif, ağır, durgun, hareketli, batıcı, kör, parlak, mat, kristal vs. gibi kavramlar her ne kadar maddenin özü ile anlaşılabilirse de bu özellikleri içeren nesneler dış görünüşleriyle de anlaşılabilir. Bu anlaşırlığı sağlayan görsel değerleriyle o objenin karakteristik dokusal yapısıdır. Karakterlerine göre resmedilen objelerin dokusal yapılarındaki birim biçimleri ve bunların oluşturdukları sistemlerden kaynaklanan kişisel yorumlama çalışmaları yapılır.

Amaç obje resmi yapmak değil objeye karakterini kazandıran biçimsel değerleri etüt ederek anlatım isteklerine yorumlamaktır.

•Yorum da, objelerin dokusal yapısını oluşturan birim biçimlerinden hareket edilir.

•Değişik malzemelerle doku çalışmaları kâğıt hamuru, çamur, kâğıt vs.

•Doku araştırmalarında agrandisör olanakları da kullanılır. Hazır objelerin konulduğu fotoğraf kâğıdı çevrilerek dokusal çalışmalar oluşturulabilir.

Kroki ve Desen

Krokiler daima bir formun aslına uygun olmak, görünümünü sağlamak için yapılır. Çizgiler arasında biçim belirince konturlar sağlam bir desenle sona erdirilir. Desenin değişik türleri: Gözlem deseni, Bellek deseni, Hayal deseni, Perspektif desen, Sanat deseni, Dekorasyon deseni, Dokümanter desen olarak adlandırılır. Desen: 1) İfade için doğal bir ağaçtır. 2) İçgüdünün ifadesidir. 3) Bir tekniktir. 4) Bir sanattır. Soyut bir kompozisyon, bir sürahinin, bir portrenin gerçek temel formunu bulmak için kroki araştırmaları yapılır. Bu çizgiler çabası her ressam tarafından zevkle yapılır. Buna “doğru, gerçek, sanatsal biçimi bulma uğraşı” denir.

Objelerin Aksı

Eşya, bitki, hayvan, insan gibi varlıkların doğa yapılışlarına göre bir veya birden fazla simetrik aksları vardır. Ressamlar denge, ahenk, sağlamlık sağlamak için çizimde ve objede dengeyi sağlayan simetrik aksları araştırmıştır. Objelerin akslarının iki tarafındaki karşılıklı parçalar eşit olur. Bazen birbirine ne benzer ne de denk olur. Buna “asimetrik aks görüntüsü” denir. Ama genelde ressam aksın diğer tarafına biçimler, lekeler, uzatmalar ekleyerek simetrik aksın dengesini sağlar.

Biçim

Doğada sonsuz olan doğanın biçimi dışında bağımsız bir biçimi yoktur. Çünkü doğada sonsuz çeşitliliği olan bir görünümler topluluğu olduğu halde, bunlar karşılıklı olarak etkilenerek, birlik oluştururlar. Böylelikle görünümler ya da nesnenin kişiliğinin tümü olan biçim onunla uyum sağlayan biçimlere bağlıdır. Bunun sonucunda oluşan birlik daha üstün bir biçimdedir.

Her üstün biçim daha üstün bir biçimin öğesi olarak sonsuza kadar gider ve doğayı oluşturur. Bu biçimsel durum, karşıt öğelerin işlevsel bir yapı bütünlüğünde bir kişilik kazanmasıyla çevresindekilerden ayrılır. Biçim genellikle dış biçim olan görünüşle karşılaştırılır. Oysa genel anlamda tüm nesne söz konusudur. Bir ağacın biçiminden, görünüşü, dış biçimini, iç anatomisini, yapısını, kısaca bütünü anlaşılır. Biçimde kendini ayırt ettiren özellik özdür. Öz biçimden dolayı kendi olanağını gerçekleştirir. Her biçimin bir kendine özgünlüğü vardır. Örneğin bir kürenin yuvarlaklığı (evreni simgelemek için ele alınmış olabilir) halenin yuvarlaklığı ve sacın yuvarlağımsı oluşu, bunların çevresinde yaya benzer kıvrımlar vardır. Asanın düz çizgisi resimdeki kıvrımlara oldukça önemli oranda karşıtlık oluşturmaktadır. Öz, maddede vardır. Bu nedenle biçim objektiftir, gerçektir. Duyumlar çok aşağı ve üstün biçimleri algılayamaz. Çünkü duyumlar sübjektiftir. Bu ilişkiler göz önünde bulundurularak anlamlı biçimden söz edilebilir. Bell’e göre anlamlı biçim yaratmanın duygudan çok, düşünmeyle ilgisi vardır.

Genelde betimsel biçimin, Bell’in de belirttiği gibi bir değeri olmadığı söylenir. Eğer bir değer varsa bunun bir betimleme olmasından değil, bir biçim olarak sahip olduğu değerdir. Bell; “Sanat anlamlı biçimler yaratmaktır” derken özellikle resme yeni bir bakış açısı getiriyordu. Onun önermesinin önemi de, insanın bakışlarını geleneksel bir bakıştan ayırmış olmasıydı. Bir bakıma anlamlı biçim estetikseldir. Biçimin algılanabilmesi sürecinde; bilmeye, bilgiye ve düşünceye ihtiyaç vardır. Biçimin anlaşılmasında, ona komşu olan yapı (strüktür) kavramında incelenmesi gerekir. Biçim yapının durumuna göre kendini belli eder. Birincisi bir sonuç ise, öteki; onu sonuca ulaştıran yolun kişiliğidir.

Yapı bir nesnede bütünü oluşturan bölümlerin kendi aralarındaki ve bütünle olan ilişkilerindeki kuruluş sistemidir. Yapıdaki elemanlar birbirine işlevsel açıdan bağlanmışlardır. Yapının (biçimin) varlığı karşıtların dengesine bağlıdır. Bu dengenin sağlanmasına eş kişilik durumu denir. Eş kişilik durumu resimde, bir yapıtın bir bölgesindeki leke ve rengin, diğer bölgesindeki leke ve renkle ilişki kurma zorunluluğudur. Bir biçimin oluşması işlevsel, yapısal, özdeksel (maddesel) nedene bağlıdır. İşlev maddenin meydana gelişini, neden biçim kazandığını belirtir. Biçim bir madde ile gerçekleşir. Bu gerçekleşme, yapısal nedeni düşündürür. Yapı maddenin sistematik düzenlenişidir. Sanat yapıtında bu üç öğe dengeli olarak birbiriyle ilişki kurarlar.

Bunlara göre biçimin tanımı; “Biçim bir şeyin şekli anlamına gelir. Plastik sanatlarda biçim derinlikle yakın ilişkilidir. Buna karşın resim sanatında biçim, bir tablonun tümünün yapı bakımından kuruluşunu ifade eder”. Işığın olduğu yerde renk ve biçim vardır. Işığın olmadığı yerde renklerden söz edilmez ama bazı biçimler yaşamaya devam eder. Resimsel olan her şey biçimle ilişkilidir. Bu ilişkileri biçimsel açıdan incelemek gerekirse noktadan başlanmalıdır.

Leke

Yüzeyleri, herhangi bir malzeme ile örterek; renk, doku, ışık - gölge ölçü, geometri, derinlik olarak ifadelendirmenin tekniği lekedir.

“Leke, tamamen algısal bir görüntü anlatım öğesidir” (L. F. Hodgden).  Mekânın, uzayın sınırlandırılmasıdır. Malzemesi, maddesi, enerjisi ne olursa olsun, uzayı sınırlayan nesnelliği göz, yüzeyleri ile algılar. Yine göz, uzayı sınırlayan mekânın yüzey örgüsünü, ışıklılık, renk, doku ve parçacık konturları ile leke simgeleri olarak algılar. Göz mikroskobik ölçüleri ayırt edemez. Onları birleştirir, kaynaştırır, eritir, eksiltir ve bir lekesel değer simgesine dönüştürür.
Doğasal görünüşlerin, plâstik yüzeysel görünüş bileşimi lekedir. Işık - gölgenin derinliği, yüzeysel ve uzaysal şuurların, dokuların bloklaşmış yüzeysel algısı ve anlatımı lekedir. Düz, eğri, kırık, amorf (şekilsiz) yüzeysel kıymetlerin, siyah - beyaz ya da renkli olarak, anlatıma dönüşmüş tekniği lekedir. Işığa, renge, dokuya, derinliğe bağlı ton değerlerinin yüzeysel olarak, otomazisyonunu sağlayan, anlatım tekniği öğesi lekedir. Leke, yüzeyi tam örtmedir. Malzeme ile sıvamadır. En ve boyu veren, yüzey görüntüleyen anlatım tekniği lekedir.

Nokta sıklıklarının oluşturduğu yüzeysel görünüşlerin algısı lekedir. Çizgi sıklıklarının oluşturduğu yüzeysel görünüşlerin algısı lekedir. Siyah - beyaz, renkli yüzey örgülerinin görünüş algısı lekedir. Açık - koyu tonlu (ışıklılık değeri) lekeler, iki boyut üzerinde (kâğıt, tuval vs.) üç boyutlu görüngü, mekân düzenlenmesi, biçimlendirmesi örgütleyen teknik öğelerdir. Düz, eğri, pürüzlü (sert) leke teknikleri, durgunluk, hareket kıymetlerini üretir. Işık - gölgeler, kabarıklıklar, yerden yükselişler, örtmeler, yuvarlaklıklar, köşelilikler, tamamen örtülerek ifadelendirilmesidir. Işığın, rengin, dokunun, derinliğin ton değeri olan leke, plâstik yapıyı göstermenin en etkili anlatım öğesidir. Leke, satıh (yüzey) olarak, bir bütünü biçimlendirip, iletişime sokabilmenin, teknik anlatım öğesidir. Leke, mekân, doku, biçim, derinlik örgütlenişinin yüzeylerini, tamamen örterek anlatmadır.

Yüzeyler üçgenden daireye doğru, çokgenleşerek çoğaltılırlar. Geometrik ya da amorf (şekilsiz) yüzeylerin, herhangi bir çizim ya da boyama aracıyla tamamen kapatılarak, ışık - gölge, doku, yüzey konturları, derinlik (yön, ölçü, zıtlık) ifadeleri, plâstik leke öğesi ile tanımlanır. Leke, görsel şekillendirmenin temel öğesidir. O, yüzeyin örtünmesidir. Leke, seyrekliği ve inceliği, ışıklılık (açık tonları), kesafeti (yoğunluğu) koyu tonları, üst üste binmeler, ton transparantlarını, hiç bir iz olmayan lekesel düzlükler, uyumlu - armonin geçişleri (degrade), lekesel girinti - çıkıntı ve araca bağlı izler, dokusal (tekstürel) leke yapılaşmasını yaratırlar.

Ölçü Nasıl Alınır?

Bir objenin resmi çizilirken önce aksı araştırılır. Eşyaların uzunlukları, genişlikleri arasındaki farkları kalemle araştırarak aks üzerinde işaretlenir.

Tasarlama

Güzel bir resim yapabilmek için konuyu iyi tanımak ve iyi bir gözlemci olmak gerekir. Resim yapmayı sevdiğiniz halde çalışmalarınız bir türlü istediğiniz gibi olmuyorsa büyük bir ihtimalle varlıkları tanımıyor ve onları gerçek anlamda göremiyorsunuz demektir. Bu durumda yapılacak en önemli şey, her gördüğünüze dikkatle bakmak olmalıdır. Örneğin bir bisikletin yapısı, bir binanın yüksekliğine göre pencerelerinin büyüklüğü, kapısının genişliği ile yüksekliği arasındaki oran gibi, bir varlığın görünüş biçimine dikkat etmek resim için önemlidir. Bakmakla görmek farklı şeylerdir. Çevremizde bulunan pek çok varlığa her gün defalarca bakarız; fakat onun özelliklerine, parçaları arasındaki biçim ve renk ayrılıklarına tam olarak dikkat etmeyiz. Bir lokomotifin ya da vagonlarının şekli hakkında genel bir bilgimiz olduğu halde, lokomotifin kaç tekerlekli, vagonların kaç pencereleri olduğunu kesinlikle hatırlayamayız.

Resim çalışmalarına önce hareket etmeyen modellerden başlamak doğrudur. Model, resim yapan için iyi bir inceleme olanağı sağlar. Boş zamanlarınızda gördüğünüzü dikkatlice çizme alışkanlığı kazanınız. Bu çalışmalarınızda modelin biçimini ve ölçülerini, etrafı ile olan büyüklük farklarını iyi tespit ediniz. Başlangıçta yaptıklarınız sizi memnun etmiyorsa, sakın üzülüp çalışmayı bırakmayınız. Son çalışmalarınızın ilk çalışmalarınıza göre ne kadar farklı olduğunu siz de fark edeceksiniz. Çalışırken çizdiğiniz şeyin, yalnız önemli yerlerine bakın. Örneğin oturan bir insanın resmini yapıyorsanız elbisenin kıvrıntılarını değil, hareketi belirten büyük kıvrımlara dikkat ediniz. Saçları tel tel değil tüm olarak biçimini çiziniz. Modelin temel yapısını meydana getiren hareketleri görebildiğiniz zaman ayrıntıları görmek kolay olacaktır. Çalışmalarınızı bu yönlerden alıp çok resim yaparsanız, zamanla resim yapma güvenini kazanırsınız.

Temel Çizim Teknikleri

Bu bölümde verilen bilgileri inceleyip öğrenirseniz, çizim sanatının temel tekniklerini başarıyla uygulayabilme yönünde önemli bir adım atmış olacaksınız. Diğer sayfalarımızda bu amaçla resim sanatında konu seçimi ve kompozisyon teorileri, boyut ve orantı, çerçeveleme, perspektif, ton değerleri, ışık ve gölge, kontrast ve atmosfer gibi sorunlar tartışılacak, incelenecek ve uygulanacaktır. Ama unutmayalım ki: başlık ve konuları okumak ve örneklere bakmak başarılı olmak için yeterli değildir; bunun yanı sıra mutlaka çizim yapmamız gerekir.

Pencereye yakın bir yere doğal ışığı yan­dan alacak biçimde bir masa yerleştirin ve masaya beyaz bir örtü örtüp üstüne model olarak seçtiğiniz eşyaları koyun. Eşyaları aydınlatmak için yapay ışık da kullanabilirsiniz. Bu durumda kontrast artar ama bu çok önemli değildir. Şimdi de kompozisyona yani düzenle­meye geçelim ve konumuzdaki objeleri göze güzel görünecek bir biçime sokalım. Eski Yunanlı filozof Platon'un gü­nümüzde hâlâ geçerli olan ilkesine göre: “Kompozisyon çok çeşitliliğin içindeki bütünlüğü bulmaktır”. İyi bir kompozisyonda resmi oluştu­ran objeler resim için ayrılan alanda ne iç içe ne de çok dağınık olarak yerleşti­rilmelidirler.

Resim 172’de eğer el­mayı daha sola koysaydık ya da porta­kalı testiden daha çok uzaklaştırsaydık, kompozisyon bozulacaktı. Siz de acele etmeyin. Cézanne'ın ölü doğa resimlerini yaparken objelerin doğru kompozisyonunu bulmak için saatlerce çalıştığını unutmayın. İyi bir kompozisyon bulduğunuza ka­rar verince resminizi çerçeveleyin: Çerçeveleme kompozisyonun önemli bir unsurudur. Çerçeveleme için dik açılı iki siyah karton yarım çerçeve kesilir. Model bu çerçeve içine yerleştirilmeye çalışılarak şu kararlar verilir: A) Resmin biçimi na­sıl olacak? Yatay bir dikdörtgen mi? Di­key bir dikdörtgen mi? Yoksa kare mi? B) Resim çerçevenin içindeki alanın ne­resine yerleştirilecek? Ortasına mı? Üst­te veya altta bir yere mi? C) Resim kâğı­dının ölçülerine göre resmin boyutları ne olacak? Bu son noktayı çözerken, ço­ğu acemi ressamın yaptığı tipik bir yan­lışı yapmamaya çalışın. Resim alanını büyük tutup içine küçük bir çizim koy­mayın (Resim 173). Korkmayın; en iyi kompozisyonu bulana kadar modelinize yaklaşın. Doğru kompozisyonu yakala­dığınızda onu hemen fark edeceksiniz (Resim 174). Dikkat eder­seniz Resim 173'te çer­çeve, modelin uzağına yerleştirilerek model kü­çültülmüştür. Bu resim­de ise, modelin boyutla­rı ile resmin boyutları arasında doğru orantılı ve başarılı bir kompo­zisyon ilişkisi vardır. 

Boyut ve Orantıları Göz Kararıyla Ayarlamak


Şimdi resim yapmaya başlıyoruz. Bunun için bir resim tahtası, bir HB kurşunkalem (şim­dilik), yumuşak ve şekil verilebilen bir hamur silgi ile 35x25 cm'lik orta grenli bir resim kâğıdınız olması gerekiyor. İlk iş: Modeli gözlemleyin. Ona bakın. Onu inceleyin. Picasso ne demiş: “Ressamlık gözlemciliktir”. Bu nedenle formları, renkleri, kontrastı gözlemleyin ve he­nüz çizime geçmeden göz kararı ile modelinizin boyut ve orantılarını hesaplayın. Kompozisyonun genel biçimi nasıl olacak? Merkezi nerede olacak? Resim 179'da gördüğü­nüz gibi dikey orta çizgi testinin biraz solundan, yatay orta çizgi ise, aşağı yu­karı portakalın ortasından geçecek. Çizi­lecek modelin enini ve boyunu kararlaştırabilmeniz için bu noktada durup, size profesyonel ressamların modellerini na­sıl ölçtüklerini anlatmanın yararlı olacağını sanıyoruz.

Ressam eline bir kurşunkalem ya da bir fırça alır (Resim 176) ve elini öne doğru uzatarak modeline bakar (Resim 177), başparmağını yukarı kaldırarak ya da aşağı indirerek modelde bir bölümün ölçüsünü belirler. Ardından aynı ölçüyü modelin diğer boyutunda bulmaya çalı­şır (Resim 178). Bu örnekte, testinin ağzından üzümlerin alt çizgisine kadar olan uzaklıkla portakal ve elmanın dış kenarları arasındaki uzaklığın eşit uzun­lukta olduğunu bulursunuz (Resim 178, 180). Şimdi de siz kendi modelinize dö­nüp inceleme ve ölçümlerinize başlayın. Resim 176-178 üç aşa­mada ölçü alınışı: Bir kurşunkalem ya da uzun saplı bir fırça alın; bunu kendinizle model arasında tutun (Resim 176). Başparmağınızı kalemin üstünde gezdi­rerek modelin ölçmek istediğiniz kısmı ile eşit bir uzunluk saptamaya çalışın (Resim 177). Bir de, eğer yapabilirseniz, modelinizin başka bö­lümlerinde de kalemin üstünde saptadığınız uzunluğa eşit başka uzunluklar bulun (Re­sim 178).

Çerçeveleme: Üç Boyutluluk Sorunu 

 

Modeliniz doğadaki gerçek bir nesne ve üç boyutu var: Yükseklik, genişlik, de­rinlik. Ama siz resminizde ancak iki bo­yutu; yükseklik ve genişliği gösterebilir­siniz. Bu da önemli bir sorundur. Üç boyutlu bir nesne iki boyutlu olarak nasıl görüntülenir? Hepimiz nesneleri tüm gövde özellik­leriyle görür; nesnenin bazı parçalarının önde, bazı parçalarının ise daha arkada olduğunu, nesne üzerindeki girinti ve çı­kıntıları ve iki nesne arasındaki hava boşluğunu algılarız. Elbette, iki boyutlu düz bir yüzeyden (örneğin bir fotoğraftan) kopya yoluyla resim yapmak daha kolaydır. Düz yü­zeylerde formlar da düzdür. Böyle bir yüzeyde gördüğünüz her şeyin enini ve boyunu ölçebilir ve onları olduğu gibi resim kâğıdınızın üstüne geçirip benzer formlar elde edebilirsiniz. Peki ama şu üç boyutluluk engelini nasıl aşalım. Bunun için önce, doğada gördüğümüz şeyleri tekrar tekrar çizmeli ve kendimi­zi bu nesneleri dümdüz, diğer bir deyişle perspektif kısalmaları ya da derinlikleri olmayan modeller olarak görmeye alış­tırmalıyız. Bu alışkanlığı edinmek zo­rundayız. Bu konuda önerimiz şöyle: Ön­ce, derinliği az olan nesnelerin resmini yapın. Bir yüz resmi yapacaksanız bu yüzü profilden çizmek, önden çizmekten daha kolaydır (önden bakıldığında bu­run birbirinden ayrı gölge ve ışık alanla­rı oluşturur). Bir de, modelinize ilk defa görüyormuş gibi bakmaya çalışın. Sonuncu önerimiz de, çerçeveleme yap­manız. Başka bir deyişle, modelinizin yapısını geometrik olarak gösterin. Bu­nu düz, derinliği olmayan geometrik çer­çeveleme ile elde edebilirsiniz. Önce kâğıdı ya da resim alanını orta­dan yatay ve dikey olarak iki çizgiyle bölün. Örneğin, bu artı biçimindeki iki çizgiyi kâğıdın üzerine çekip (Resim 182) kalemle ölçü alma yöntemi ile tes­tinin de masa örtüsünün kenarının da resmin ortasında olmadığını görürsünüz.  

Bir Ölü Doğa Resmi Yapmak

Çizim için normal HB kurşun kalem kullanabilirsiniz; kolayca silinebilen hafif çizgiler çizilebilen bu kalemleri “çerçeveleme” ve eskiz çizimi için idealdir. Toprak testiyi çizelim. Simetrik bir biçimi var. Ortadan dikey bir çizgi çekiyoruz; bu çizgi merkez çizgisi oluyor. Ardından merkez çizgi­nin her iki yanına testinin sağını ve solunu bi­çimlendiriyoruz; kulpu ve testinin ağzı ile göv­desini süsleyen yuvarlak şeritleri çiziyoruz. Bü­tün bunları kalemi fazla bastırmadan ve ölçü noktalarını belli belirsiz işaretleyerek çiziyoruz. Bu sırada bir yandan da ışık ve gölgeleme için ilk dokunuşlarımızı yapıyoruz (Resim 187). Bu çok önemli bir nokta… Lütfen, şunu aklı­nızdan çıkarmayın: Objeler çizgilerle ya da dış hatlarıyla değil ışıklı ve gölgeli renk alanları ile belirginleşir. Modelinizdeki formlar belirginliklerini profil­leri ya da dış hatlarıyla kazanmazlar. Hepimiz modelde belirli yoğunlukta ve nitelikte renk, ışık ve gölge alanları görürüz. Bunlar modelin formunu tanımamıza yardımcı olur.

Şimdi siz de Ingres'ın nesnelerin profilleri ve dış hatları için kullandığı adla “form sepeti”ni çizerek işe başla­yabilirsiniz. Ama aynı anda çiziminize formunu vermelisiniz. Corot'un dediği gibi: “Resim ya da desen yaparken dikkat edilmesi gereken ilk şey değer, yani ışık ve gölge etkileridir”. Çizime devam ediyoruz, hep aynı yöntemle çalışıyoruz, önce ana hatları çiziyor ve hemen ardından ışıklı gölgeli alanları oluşturuyoruz. Şimdi modelin üzerinde ayrıca durmamız ge­reken bir parçasına geliyoruz - üzüm salkımı. Bu parçanın çizimi için özel özen göstermemiz gerekiyor. Böyle çalışmazsak, salkım salkımlıktan çıkar ve elimizde ne olduğu anlaşılmayan bir şey kalır. Her üzüm tanesini tek tek çizmemiz, ışıklı ve gölgeli alanları modeldekilerle karşılaştırmamız; üzümlerin saplarını, üzüm taneleri arasındaki doğru uzaklığı belirlememiz gere­kiyor (Resim 188). Bu ayrıntılara boğulma değildir. Ingres, “ayrıntılar aşırıya kaçmaması ge­reken gevezeliklerdir” demiştir, ama ayrıntılara hiç inmeden çalışmak da doğru olmaz. Çizdiğiniz çizgilerin yönüne çok önem veriniz. Her çizgi, formu yansıtmalıdır. Bu şu demek­tir; Eğer deniz resmi çiziyorsak, çizgiler yatay olarak çizilir.

Daha Güç Konuların Çizimi

Artık resimlerimizi bitirdik. Aslında, ol­dukça kolay bir konuydu; bir tek zorluk vardı: Üzüm salkımı. Ama o da büyük bir zorluk sayılmaz. Şimdi diyelim, resmimizde bir şeyi değiştirdik. Örneğin, modeldeki üzüm salkımına fazladan bir üzüm tanesi ekle­dim ya da bir üzüm tanesini eksik çiz­dim. Aradaki farkı kimse anlamaz. Şim­di de diyelim siz çizdiğiniz manzara res­minde modelde var olan bir telgraf dire­ğini resme koymadınız ya da bir ağacın yerini değiştirerek çizdiniz. Kimse far­kında olmaz. Ama bazı konular vardır ki, hiçbir değişikliği ya da yanlışı kaldır­maz. Leonardo “Resim Üzerinde İnceleme”sinde görmeyi geliştirme, ölçmeyi öğrenme, oranları doğru kestirme gibi konuları tartışmıştır. Bakalım, Leonardo ne demiş? “Bir bakışta doğru ölçüleri bulma be­cerinizi geliştirin. Bu amaçla aranızdan birine bir duvara düz bir çizgi çektirin. Sizler de duvardan 20 m. kadar uzakta durup bu çizginin uzunluğunu söyleyin. Ardından sonuçları kontrol edin. Doğru­ya en çok yaklaşanlar yarışı kazanmış sa­yılır. Bütün bu oyunlar çizim ve resimde en önemli faktör olan doğru görme yete­neğini kazanmaya yardımcı olur”.  

Doğru Perspektif Çizimi

Paralel perspektif ve açık perspektif

Perspektif çok kapsamlı, karmaşık ve matematikle ilişkili bir konudur. Ama bizler ne matematikçi ne de mimarız. Bizim tek yapmak istediğimiz şey, ko­numuzu belli bir çerçeve içinde tutup acemi ressamların yaptığı yanlışları yap­mamak ve kişisel becerimizle istediği­miz konuyu bakarak ya da ezberden çi­zebilmektir. Aşağıda perspektif konusunda bilme­niz gereken temel bilgiler çıkartılmıştır.

Perspektifin temel öğeleri şunlardır:

Ufuk Çizgisi (UÇ), Görme Noktası (GN) ve Kaçma Noktası ya da Noktaları (KN).

Ufuk çizgisi (UÇ) gözlemcinin (ya da çizilecek nesneye bakan kimsenin) göz­leriyle aynı yükseklikte olan bir yatay çizgidir. Bu öğenin klasik bir örneğini bu sayfadaki 195, 196 ve 197 numaralı re­simlerde görüyoruz. Bu örnekte ufuk, deniz ile gökyüzünü bölen çizgi olarak görülmektedir. Dikkat ederseniz bakan kişi oturduğu zaman ufuk çizgisi aşağı­da, ayakta durduğunda göreceli olarak daha yukardadır. Adından da anlaşılacağı gibi, görme noktası (GN), gözlemcinin yani kişinin gözünün bulunduğu noktadır. Nesneye bakış bu noktadan yöneltilir. Kaçma (ya da kaçış) noktası veya nok­taları (KN) da görme noktası gibi ufuk çizgisinin üzerinde yer alır ve gözden sonsuza doğru uzaklaşan paralel çizgiler bu noktada birleşirler. Üç tür perspektif vardır: 1. Tek Kaçma Noktalı Paralel Pers­pektif 2. İki Kaçma Noktalı Açık Perspektif 3. Üç Kaçma Noktalı Dikey Perspektif. Resim 198'de tek kaç­ma noktalı bir paralel perspektif örneği görüyoruz. Dikkat ederseniz, mavi küp­lerin bize en yakın yüzleri (A, B ve C) görüntü düzlemine paraleldir ve ufukta bir noktada kaybo­lan bütün kaçar çizgiler birbi­rine paralel görünmektedir. Resim 201’de iki kaçma noktalı pers­pektifin klasik bir örneğini görüyoruz. Bu durumda yatay “paralel” çizgiler ufuk çizgisine doğru uzaklaşan ve iki ayrı noktada birleşen iki çizgi grubu meydana getirirler. Resim 199 ve 200'de perspektif çizi­minde küp ve benzeri biçimlerdeki nesnelerle çalışılırken sık yapılan tipik bir yanlışı görmekteyiz. Bu yanlış şöyle açıklanabilir. Bir küpün tabanının oluş­turduğu açı her zaman 90 dereceden fazla olmalıdır (Resim 199). Eğer bu açı 90 dereceden az olursa küpün biçimi bozulur (Resim 200). Resim 195-197. Deniz ile gökyüzünü ayıran çizgi­yi ufuk çizgisi olarak alan klasik bir örnek. Bu çizgi tam karşıya baktı­ğımızda gözlerimizle aynı düzlemde varsay­dığımız bir çizgidir. Biz yere oturup bakışımızı aşağıya çekersek bu çizgi de aşağıya iner: Alçak bir ufuk çizgisi el­de ederiz. Daha yüksek bir yerden baktığımızda ise, ufuk çizgisi daha yukarıda bir noktadan geçer: Yüksek bir ufuk çizgisi elde ederiz.

Daire ve silindirin perspektifleri


Şimdi, elle yapılan bir daire­den başlayarak bir daire ve bir silindirin perspektiflerinin na­sıl çizildiğini görelim. İşe çiz­mek istediğimiz dairenin çapı kadar genişlikte bir kare çize­rek başlarız. Sonra köşegenleri (Resim 204 A) ve kenar ortay­larını (Resim 204 B) çizeriz. Sonra da kenar ortaylarından birini üç eşit parçaya bölüp işa­retleriz (Resim 204 C). İşaret­lenen bu noktaların merkezden en uzak olanından geçen ve kenarları dıştaki kareye paralel olan bir kare daha çizeriz (Re­sim 204 D). Böylece a, b, c, d, e, f, g ve h noktalarını buluruz. Bu noktalar dairemizin çembe­ri üzerindedir (Resim 204 E).

Şimdi de açık perspektifle çizilen bir kare içine dairemizi yerleştirelim (Resim 204 F). Paralel perspektifle ve açık perspektifle çizilen daireler arasında gerçekte herhangi bir fark olmadığını unutmayalım; sonuçta her zaman bir elips el­de edilir (Resim 205 A ve 205 B). Bir silindirin çizimine Re­sim 206 A ve 206 B'de gördü­ğümüz gibi bir dikdörtgen prizma ile başlanır. Silindirin dairesel tabanları yukarıda gördüğümüz yöntemle çizilir. Şimdi de silindir çiziminde yapılan bazı tipik yanlışlıklara bakalım: İlk (ve en sık) karşı­laşılan yanlışlık silindirin ke­narlarında taban dairesi ile yan yüzeylerin birleştiği nok­taları açılı çizmektir (Resim 207 A). Bir diğer ve sık karşı­laşılan hata taban dairesinin yanlış perspektifle çizilmesidir (Resim 207 C). Bir başka hata da silindirin kalınlığını çizerken perspektif kısalmanın dik­kate alınmamasıdır (Resim 207 E ve 207 F).

Alanların açık perspektifle derinlemesine bölünmesi

Karo taşla döşenmiş bir zemi­ni açık perspektifle çizmek için önce ufuk çizgisini belir­lememiz gerekir. Sonra, ze­mini açık perspektifle çizeriz. Ardından zeminin, bakan ki­şiye en yakın köşesinden ufuk çizgisine paralel ikinci bir çizgi, ölçü çizgisi çizilir. Sonra da, zeminin ölçü çizgi­sine değen köşesi (A) ve onun çaprazındaki köşeyi (B) birleştiren çizgi ufka doğru devam ettirilerek çapraz kaç­ma noktası (ÇKN) bulunur (Resim 211). Daha sonra da ölçü çizgisi­nin yarışını, eşit parçalara, ör­neğin dört parçaya böleriz. Bu ölçü çizgisinin üstündeki bölme çizgilerinden KN l'e kaçan çapraz çizgiler çizerken AB doğrusu üzerinde 1, 2, 3 ve 4 sayılı noktalar elde edilir (Resmi 212). Eğer bu noktalardan KN 2'ye kaçar çizgiler çizilirse 4x4 karolu bir döşeme grubu elde edilir (Resim 213). Şimdi dikkat edilecek bir şey var. Sağdaki en son karo­nun köşegenini ufka doğru uzatırsak ÇKN noktasına va­rırız. Böylece yeni referans noktaları bulacağımız bir çiz­gi elde ederiz (Resim 214). Bu da KN l'e kaçan daha çok sayıda çizgi çizmemizi ve zemini tamamlamamızı sağlar. Resim 211-215. Perspektifi Rönesans ustaları bulmuşlardır. Bu buluşun te­melinde bu sayfada gördüğünüze benzer taş zemin çizimleri vardır. Bu taşların çizimi bu ustalara insan figürünü ve yapıları perspektifle çiz­me konusunda deneyim kazandır­mıştır.

Gölgelerin perspektifi

Bir oda düşünün: Tavandan aşağı bir ampul sarkıyor ve ampulün ışığı yerde dik duran kare biçimli bir yüzeye düşü­yor. Yapay ışığın düz doğrular halinde yayıldığını hepimiz biliyoruz. Buna gö­re, eğer kare yüzeye düşen ışık ışınlarını, ampulden yayılan öbür ışık ışınlarından ayırabilseydik, en dıştaki ışınların (A, B), karenin kenarlarından geçerek kare­nin gölgesini oluşturduklarını görürdük. (Resim 216). Bundan şu sonuç çıkar: Gölgenin perspektifinde ışığın kaynak noktası aynı zamanda ışık kaçma nokta­sını (KN) oluşturur, bu nokta gölgenin biçimini belirleyen ışınların birleştiği noktadır. Perspektifi tamamlamak, göl­genin yer düzlemindeki yerini ve yönü­nü ışığın yerine göre saptamak için ikin­ci bir noktaya daha gerek vardır. Bu ikinci noktayı Resim 217'de görü­yoruz. Bu da gölge kaçma noktasıdır (GKN) ve ışık ışınının yer düzlemine di­key olarak düştüğü yerdir. Aynı resimde tüm kaçma noktalarının oluşturduğu geniş kapsamlı etkileşim de değerlendirilebilir. Burada hem KN 1, hem de KN 2'yi görebiliriz. Karar ver­memiz gereken tek şey GKN'nın nereye yerleştirilmesi gerektiğini saptamaktır -bu da teknik terim kullanmak gerekirse, tavan­daki ışığın yatay düzlemdeki izdüşümüyle olur. Resim 217'de bu izdüşümünün açık perspektifle tasarlanmış bir örneği­ni görmekteyiz. GKN'nın tavandaki kar­şılığı ampulün tavanla birleştiği nokta­dır. Bu nokta, kesik çizgilerle görüldüğü gibi, yer düzlemine taşınmıştır. Bundan sonra yapılacak işlem ışın çiftleriyle çalışmaktır. IKN'dan çıkan ve yerdeki cismin üst yüzeyindeki bir uç noktadan (C) geçen ışık çizgisi (A), GKN'dan çıkan ve yerde bu uç noktaya karşılık gelen noktadan (C') geçen çizgi (B) ile birleştirilir (D). Böylece gölgenin uç noktası ortaya çıkar. Bu ışın çiftlerini kullanarak gölgeyi oluşturan diğer nok­talar da bulunur. Sonunda bu noktalar birleştirildiğinde gölgenin şekli ortaya çıkar.

Doğa ışığın oluşturduğu gölgenin perspektifi

Ton değerleri çalışması: Tonların karşılaştırılması ve gruplandırılması

Işık ve gölgenin modelde yaptığı etki­leri gözlemlemek ve bunu çizmek, mo­delin ton değerleri çalışmasını yapmak­tır. Ton değerleri çalışması çizim sanatı­nın önemli bir bölümüdür; çünkü hem gövdelerin hacmi hem de ressamın yap­tığı işin kalitesi bununla belirlenir. Ton değerleri çalışması karşılaştırma yoluyla yapılır. Ton değerleri çalışması renklerin ton­larının ve derecelerinin birbirleriyle kar­şılaştırılarak hangilerinin daha koyu, hangilerinin daha açık olduğunu, hangi­lerinin orta tonda olduğunu zihinden sı­nıflandırmayı da kapsar. Bu kolay gibi görünse de iş uygulamaya geldiğinde birtakım güçlükler ortaya çıkar. İlk ve en çok yapılan yanlış, ressamın tonları gereğinden çok, göze batacak bi­çimde, koyu ulaştırmasıdır. Bu, resme katı ve yanlış bir ton yoğunluğu kazandırır.

Çizim boyunca tonları karşılaştırın ve ton çalışmasını her an değişebilecek so­nuçlara göre ayarlayın. Bakın, karşılaştırın, yeniden bakın: Karşılaştırmalarınızı siyah ve beyaz gibi değişmeyen değerlere dayandırın. Bütün modellerde beyaz ve siyah alanlar bulunur. Koyu gri bir tonun yoğunluğunu si­yah ile açık griyi beyaz ve koyu griyle karşılaştırın; düzeltmeler ve değişiklik­ler yaparak çalışın. Şunu unutmayın: Ön plana yakın renkler arka plandaki renk­lerden daha koyu tonlarda görünürler. Ton çalışmasını, önce orta tonları elde ederek adım adım uygulayın ve hacmi (oylumu) ortaya çıkarabilmek için, farklı ton çeşitlerini kapsayan açık renkli “za­yıf “ bir skala kullanın. Son­ra resmi tamamlayana kadar aşama aşa­ma tonları artırın. Işığı çizmeyi unutmayın. Biliyorsunuz ki objeler, dış hatlarının çizimiyle değil ışıklı, gölgeli renk alanları ile belirginleşir.

Tüm sanatçıların bildiği bir teknik de şudur: Modele bakarken gözlerinizi yarı yarıya kapatın. Bu amaçla gözlerinizi biraz kısın. Ne­den mi? Çünkü modele böyle bakarsa­nız: 1) Küçük ayrıntıları yok etmiş olur­sunuz. 2) Kontrastları daha net görebi­lirsiniz. Birinci aşamada model gözü­nüzde bütünleşir ve yalnız tonlar ile renkler görülür. Çünkü gözünüzü kıstığınızda görüntüyü bulanıklaştırırsınız. Bunun sonucu olarak da objeler arasın­daki kontrast artar. Koyu siyah­tan açık gri, kirli beyaza kadar geniş bir ton dizi­si, ressamın vücut hac­mini (oylumunu) resim­lemesine olanak sağ­lar.

Işık ve Gölge

Bir resmin tasarımında ve uygulanma­sında ana faktörlerden biri de ışıktır. Hatta bazı resim üslupları için ışık, tek ve vazgeçilmez faktördür. Örneğin, Ca­ravaggio'nun etkisiyle ortaya çıkan tenebrizm akımında şiddetli ışık ve gölge kontrastları kullanılmıştır; izlenimcilikte ışık tek başına başrolü oynamış; fovizm akımının yandaşları yalın, parlak, göz alıcı ışık renklerinden yararlanmıştır. Ressam yaşadığı ya da yaşamayı özle­diği duyguları ve ruh durumunu ışığı kullanma biçimiyle bize yansıtır. Şu faktörlere dikkat etmeliyiz: Işığın kalitesi / Işığın yönü / Işığın miktarı. Elektrik bulunmadan önce büyük ustalar atölyelerinde tavana yakın bir pencere­den ya da bir dam penceresinden düşen doğal ışık altında çalışmışlardır. Resim 228'de Velazquez'in atölyesinde yapmış olduğu “Çıkrıkçılar” adlı tablosunda, arka zemindeki figürlere vuran ışık işte bu tür ışığa bir örnek sayılabilir. Bir sonraki resimde (Resim 229) günümüzün bir atöl­yesini görmekteyiz. Tavana yakın yük­sek bir pencereden doğal ışık alan bir atölye… Bu tür klasik ışıklandırma, kontrastlar oluşturmadan yumuşak geçişlerle modelin hacim özelliklerini yansıtabilen bir ışık verir. Yapay ışık veya doğrudan ge­len güneş ışığı ise kontrast dolu, keskin, sert dış hatlar verir.

Işığın yönü

Işık, herhangi bir nesneye beş ayrı yön­den vurur. 1. Önden gelen ışık. Kla­sik çizim için önerilmeyen bu tür ışık, “renkçi” üslupta, tonlama yapmadan, formları gölgesiz düz renklerle gösteren ressamlar için idealdir. 2. Önden, hafif yandan gelen ışık. Formu ve hacmi en iyi göste­ren ışık türü budur. Neyin resmi yapıla­caksa yapılsın bu ışık uygundur. 3. Yandan gelen ışık. Bu ışık modele bir tür hareketlilik kazandır­dığından ölü doğa ve figür resimleri için önerilir. Ressamlar kendi portrelerini ya­parken genellikle bu türü kullanırlar. 4. Arkadan gelen ışık. Eğer gölgeli alanlardaki kontrast yansı­yan ışıklarla yumuşatılırsa, bu ışıklandır­ma özel niteliklerle dolu bir ışık türüdür. 5. Alttan gelen ışık. Bu tür ışık, günü­müzde, pek kullanılmamaktadır. Yine de resimde korku, panik, şiddet vb. gibi ni­telikleri göstermek için uygun bir türdür. Goya, “3 Mayıs 1808 İnfazı” adlı tablosun­da bu tür ışıklandırmayı kullanmıştır. Resim 228 ve 229. Bütün büyük ustalar gibi Velazquez de resimlerini atölyesinde 1,5 metre­den daha fazla yükseklikte bir pencere ya da ışık deliğinden ve doğ­rudan gelmeyen doğal ışıkta yapmıştır. Resim 229'da aynı tür ışıklan­dırma ile donatılmış bir resim atölyesi görülmekte­dir. 

Kontrast

Resimde kontrast probleminin çözümü ton değerleri çözümüyle yakından ilinti­lidir. Leonardo da Vinci, “Resim Üzerine İnceleme”sinde “Ressam, en berrak ton­ları oluşturan ışıklı alanlar ile en koyu tonları oluşturan gölgeli alanların birbirleriyle ne şekilde ve ne kadar karıştığını saptamalı ve bunları karşılaştırmalıdır” der. Bu da, ton değeri, tonların karşılaştırılmasıyla bulunur demektir. Kontrastı çoğaltmak için bilmemiz ge­reken bazı faktörler vardır: 1. Kontrast, ton kontrastı ya da renk kontrastı olarak oluşturulabilir. 2. Kontrast, sanatçı tarafından y olarak oluşturulabilir. 3. Kontrast “eşzamanlı” olabilir. 1. Ton ve renk kontrastı. Ton kontras­tı, koyu bir tonla açık bir tonun yan yana gelmesiyle oluşur. Renk kontrastı ise, iki ayrı renk ile elde edilir: En güçlü renk kontrastını, tamamlayıcı renkler verir. 2. Kontrast oluşturmak. M. Boussett kitaplarından birinde şöyle demektedir: “Tiziano manzara resimlerinde arka pla­nı özellikle koyu tonlarla boyamış böy­lece ön plandaki figürlerin olduklarından daha açık tonda ve daha çarpıcı görün­melerini sağlamıştır”. Cézanne da ölü doğa resimlerinde aynı çözümden yararla­nır. Yoğun gölgelemelerle, meyve, süra­hi, sepet, masa örtüsü gibi nesnelerin formlarını, dış hatlarını, renklerini yoğunlaştırır; form ve rengi ön plana çıkarır. 3. Eşzamanlı kontrastlar kuralı. Bu ku­ral bize Tiziano, El Greco ve Cézanne'ın nasıl çalıştıklarını açıklar. Çevresindeki ton ne kadar koyu olur­sa, beyaz o kadar beyaz görünür; bir gri rengi çevreleyen ton, ne kadar açık olur­sa gri o kadar koyu görünür. Tiziano, El Greco ve Cézanne resim­lerindeki kontrastları bu kuralı uygulaya­rak elde etmişlerdir. Resim 235 ve 236'daki gri kareler aynı ton gridirler; ama siyah ile çevrili olan gri daha açık, be­yazla çevrili olan gri daha koyu görünür. Bu çok önemli bir kuraldır. Kontrast konusunda açıklanması gere­ken bir nokta daha var: “Bir nesnenin rengi ne zaman daha açık tonda görünür; size yakın olduğunda mı, yoksa uzak ol­duğunda mı?” Bunun cevabı yalnız kontrastla de­ğil, atmosferle de ilgilidir.

Atmosfer

Atmosfer yani hava, tüm nesnelerin için­de yer aldığı, onları kuşatan, aralarındaki boşluğu dolduran bir ortamdır. Ton de­ğerleri ve renk kontrastları arasında sağ­ladığı denge ile nesneleri derinlik kavramıyla algılamamızı sağlar. Problem, at­mosferin resimde nasıl gösterileceğidir. Atmosferi çıplak gözle görmek genellik­le güç olduğundan bunu resimde göster­mek de sorun çıkarabilir. Şimdi yukarıda sorduğumuz soruyu yanıtla­maya çalışacağız. Ama önce, atmosferin varlığı duygusunu ortaya çıkaran faktör­leri ayrıntıları ile açıklayayım: 1. Ön plandaki kontrast ile orta ve arka plandaki kontrastlar birbirinden çok farklıdır. 2. Göz, resmin arka planına doğru baktıkça renkler belirsizleşir ve griye ka­yan tonlar artar. 3. Ön planda yer alan nesneler, orta ve arka plandakilerden çok daha net, berrak görünür. Hegel'in dediği elbette doğru: “Ön plan daha koyudur ancak daha belirgin, yani daha ışıklıdır”. Bu, ön plandaki renklerin daha koyu ve daha ışıklı olduğunu göstermez; yal­nızca ön planda daha fazla ton kontrastı olduğunu ve atmosferin kalınlığı arttık­ça kontrastın azaldığını gösterir. Resim 240'ı inceleyelim: Ön plan en koyu siyah kalem olan 9B kalemiyle ve tam bir kontrastla yapılmış. Orta planda­ki tekneler için ise, arada atmosfer bu­lunduğundan orta koyulukta bir gri kul­lanılmış ve daha yumuşak bir kontrast yapılmış. Tümüyle gri arka plan ise, kontrastsız, netlikten yoksun, donuk bir gri. Formlar kesin dış hatlarla belirlen­memiş; belirsiz gösterilmiş. İyi bir desen ve iyi bir resim, her zaman uçucu bir izlenim verir. Resimde at­mosferin ve üçüncü boyutun ortaya çıkı­şı havanın çizilmesi, boyanması ve dış hatların yumuşatılması, yayılmasıyla el­de edilir. Portre çiziminde figürün dış hatları, ölü doğa çiziminde kompozisyo­nun çeşitli parçaları, manzara çiziminde dağların dış hatları hep böyle çalışılır. 

Desen Çalışmalarında Kullanabileceğimiz Malzemeler

Resim kalemleri

Çizim çalışmalarında kullanacağımız kalemlerin özellikleri önemlidir. İnceliği kalınlığı, uzun veya kısa oluşu, yumuşaklığı çalışmamızı etkiler. Kalemler sertliklerine göre üç çeşittir. Bir kalemin hangi iş için uygun olduğunu arka tarafındaki harf ve rakamlardan anlarız. H-yazan kalemler sert kalemlerdir. Grafiksel çalışmalarda ve mimari çizimlerde kullanılır. Kalem izinin görülmesini istemediğimiz durumlarda konuyu yerleştirmek için bu çeşit kalemlerden faydalanırız, 2H, 3H diye gider rakam büyüdükçe sertlik artar. B-yazan kalemler yumuşak kalemlerdir, resim çalışmalarında kullanırız. Bazı kişiler resim kalemi alırken sadece rengine bakar ve aldanırlar. Belirleyici olan arka tarafındaki B rakamıdır.2B, 3B diye gider rakam büyüdükçe yumuşaklık artar. Resme yeni başlayanlar için 3-4 B daha uygundur zamanla ustalaştıkça daha yumuşak olanları kullanabilirsiniz, yumuşadıkça ucun kırılma riski artar, istemediğiniz halde koyu çizgiler çizebilirsiniz. HB-yazan kalemler normal yazı kalemleridir. Konuyu yerleştirirken veya eskiz çalışmalarında kullanabilirsiniz.

Renkli boya kalemleri

Özellikle doğadan yapacağımız çalışmalarda çok güzel imkânlar sunarlar. Kuş ve diğer hayvan çizimlerinde, bitkilerle ilgili belgesel amaçlı çizimlerde çok işe yarar. Küçük boyutlu çalışmalar için uygundur. Diğer renkli malzemelere göre karıştırması daha zor olduğundan günümüzde çok değişik renk ve tonlarda üretilmektedir. Bu kalemlerde de sertlik derecesi vardır alırken buna dikkat etmeli. Bu kalemlerin suda çözülenleri de vardır çizdikten sonra sulu bir fırça ile dağılması sağlanarak değişik imkânlar elde edilebilir.

Füzen

Odun kömürü yapma tekniğine uygun olarak söğüt ağacının budaksız dallarından yapılır. Eskiden öğrenciler teneke kutular içinde kömürleştirerek kendileri yaparlardı. Şimdi kaliteli füzenler hazır satılıyor. O zamanın sakıncalı tarafı çizim işinden sonra fiksatif (tabancayla vernik püskürtmek) yapmak gerekiyordu çünkü zamanla çizgiler tozlaşıp dökülüyordu. Füzenler çok eski zamanlardan beri desen çalışmalarında kullanılan malzemelerdendir.

Pastel

Bütün boyalar içlerinde bulunan yapışkan madde sayesinde zemine tutunurlar. Gerekli toz boyaları ve değişik tutkalları kullanarak her tür renkli malzemeyi yapabilirsiniz. Pasteller de içlerinde bulunan Arap zamkı ile zemine tutunurlar pastelin sertliği de bu Arap zamkı miktarı ile ilişkilidir. Kaliteli pasteller daha yumuşak olursa da çizmekte kullanacağımız pasteller sert olmalıdır. Yine pastellerin de çizdikten sonra suyla dağılabilen çeşitleri piyasada satılmaktadır.

Fırça ile çizmek

Çizimlerde kullandığımız bir diğer malzeme fırçalardır. Hızlı, akıcı çizgiler çizebilmemizde ve duygularımızı yansıtmamızda önemli bir malzemedir. Fırçalar da değişik kalitede değişik hayvanların tüylerinden yapılır. En kalitelisi samur tüyünden yapılanlardır, fiyatları da en pahalı olanlar bunlardır. Zaman zaman samur fırça ararken gerçek samur olmayan, sahteleriyle çok karşılaşılır. Samur fırçalar yumuşak, uzun fırçalardır. Ucu ıslatıldığında bir araya toplanır toplu iğne ucu gibi olur (diğer daha az kaliteli fırçaları almanız gerektiğinde de ucunu ıslattığınızda bir araya toplanan ince çizgiler çizme imkânı veren fırçaları tercih edin). Diğer hayvanlardan yapılan (domuz, geyik, tilki, keçi vs) fırçalar samur fırçalara göre daha sert olurlar, renkleri de farklıdır. Samur fırçalar bozulmaması için plastik bir koruyucu içinde muhafaza edilir. Her kullanmadan sonra sabunlu suyla yıkarsanız hem yumuşak kalırlar hem de içinde boya tabakaları birikip fırçayı yıpratmaz. Fırçalarla desen çalışırken bir kaç çeşit kalınlıkta fırça bulunması lazımdır. Fırçalar 1-18 arası numaralarda olabilirler.

Resim çalışmalarında kâğıt seçimi

Resim çalışmalarında kâğıtların seçimi alınacak sonuçlar üzerinde belirleyicidir. Bir tarafı pürüzlü beyaz renkli, kaliteli hamurdan yapılmış olanlar tercih edilmelidir. Günümüzde her türlü çalışmaya uygun kâğıtlar bulunmaktadır. Tüylenmeyen, kırışmayan kâğıtlar kullanılmalı. Kaliteli kâğıtların köşelerinde üretici firma ismi veya amblemi bulunur. Ayrıca bu kâğıtlar diğerlerine göre daha pahalıdır.

Karakalem çalışmaları her tür kâğıda çalışılabilinir fakat pürüzlü bir yüzeyle düz bir yüzeyin, sert bir kâğıtla yumuşak bir kâğıdın sunduğu imkânlar farklıdır. Bu seçimler sizin tekniğiniz veya yapınızla ilgili olabilir. Karakalem çalışmalarında kullanılan kâğıtlar çok sert veya çok yumuşak olmamalı. Eskiz çalışmaları veya hızlı çizimler için de çok değişik bloknotlar bulunmaktadır.

Keçe uçlu kalemler için pürüzsüz yumuşak kâğıtlar daha iyidir.

Pastele uygun kâğıtlar orta ve kalın dokulu kâğıtlardır. İnce dokulu kâğıtlarda üst üste katlar çekme imkânı bulamazsınız. Pastel çalışmaları için üretilmiş çok değişik renklerde kâğıtlar mevcuttur. Böyle renkli kâğıtlarla çalışılırken fonda veya resmin belirli kısımlarında kâğıdın renginden faydalanılır.

Suluboya için kâğıtlar genellikle blok halinde satılır. İyi bir suluboya kâğıdı iyi bir emiş gücüne sahiptir, çoğunlukla bir yüzeyi pürüzlüdür. Yüzey yumuşadıkça emiş gücü azalır.

Yağlı ve akrilik boyalar kâğıt üzerine çalışılsa da tual bu çalışmalar için daha uygundur. Tual çoğunlukla ketenden yapılır. Kitapçılarda hazır olarak satılıyor. Tual için seçilen kumaş pürüzsüz ve sık olmalı. Astar olarak plastik boya yerine su esaslı dış cephe boyası kullanmak iyidir. Tualin çerçevesini marangoza yaptırmak en iyisi, çerçeve boyanın yapışmaması için dış kenardan içe doğru eğimli olmalıdır. Kumaşı gererken de karşılıklı tutturmalarla yavaş yavaş germelidir. Bunun için eskiden karabaşlı çivi veya raptiye kullanırken şimdi zımba gibi âletlerden yararlanıyoruz. Akrilik, yağlıboya, guaj gibi çalışmalar mukavva üzerine de çalışılır. Bunun için mukavva tual yapar gibi astarlanır, hazır satılan kaliteli mukavvaları da kullanabilirsiniz.

Suluboya Malzemeleri

Suluboya kâğıtları

Her teknikte kendine özgü malzemeler gerekir suluboya tekniklerin içinde malzeme açısından en hassas olanıdır. Tekniğin kendini gösterebilmesi bu malzemeye bağlıdır. Nemi kabul edecek şeffaflığı yansıtacak kâğıtların seçimi gerekir. Suluboya kâğıdını diğer kâğıtlardan ayıran üzerindeki pürüzlü dokudur. Piyasada çok çeşitli suluboya kâğıtları mevcuttur, bunlar kalite ve fiyat olarak farklılıklar gösterir. Hangi resim tekniğinde olursa olsun kaliteli malzemeyi seçmek gerekir. Tabi bu o kadar kolay değil; nedeni de amatör resim yapanların çoğunun bütçesi sınırlıdır. Yine de suluboyada elden geldiğince kaliteli malzeme seçilmelidir. Suluboya kâğıdının hammaddesinde pamuk vardır, bu pamuk oranı arttığı kadar kaliteli bir kâğıt elde edilir. İyi bir kâğıdın içerisinde bu oran en az %50 gibi olmalıdır. Suluboya kâğıdını çalışmadan önce sunta gibi bir zemine yapıştırmak gerekir.Çok kalın ve ağır kâğıtlarda bu gerekmez.Yapıştırmada suyla ıslatılarak yapışan kâğıt bantlar en iyisidir. Resim kâğıdı çeşmenin altında ıslatılır, biraz çekmesi beklendikten sonra sunta üzerine serilir. Kâğıt bant ıslatılarak 1-1,5  cm kadar kısmı alacak şekilde yapıştırılır. Kuruduğunda kâğıt gerginleşir, çalışma bitince bandı keserek çıkarırsınız. Bir suluboya kâğıdının kalitesi sudan etkilenmesine, düzeltmelere izin vermesiyle belirlenir. 1- Okullarda kullanılacak türden olanlar; ekonomiktir pamuk oranı ya çok azdır ya da hiç pamuk bulunmaz. 2. Kalite amatörce resim yapanlar içindir, % 50 ye yakın pamuk barındırır. Başarılı sonuçlar alabilirsiniz. 3. Kalite profesyonel sanatçıların kullandıkları türden kâğıtlardır. Pamuk oranı çok fazladır. Pahalıdırlar ancak güzel bir eser ortaya çıkardığınızda kendilerini telafi ederler. 4. olarak suluboya kâğıtlarının dışında kâğıtlardır, değişik etkiler almak için veya olanaklar sonucu kullanılıyor olabilir, bu kâğıtlarda boya parlaklığını kaybedebilir. 2.kalite suluboya kâğıdı amatörlere yöneliktir ama imkânı olan 1. bir kâğıdı neden kullanmasın. Kâğıtların üzerindeki pürüzler de değişiktir. Az pürüzlü kâğıtları grafik çalışmalarında kullanılır. Bu pürüzler çalışmaya değişik bir hava katarlar ama amatörler için fazla pürüzlü yüzeyler zor olabilir, konturları çizerken düzgün çizemeyebilirler. Az pürüzlü kâğıtlar fazla sıvı emmeyeceği için çok fazla sulu çalışmamalı. Kaliteli kâğıt markaları olarak Canson, Schoeller, Fabriano, Arches, Guarro, Winsor&Newton'u söyleyebilirim. Bu özelliklerdeki kâğıtların hangisinin sizin çalışmalarınız için uygun olduğunu çalışarak karar vereceksiniz. Herkesin kişiliğine ve teknik becerilerine uygun olarak hoşlanacağı bir kâğıt türü vardır. Suluboya kâğıtları paketler halinde, rulolar halinde, bloklar halinde veya tek olarak da satılır. Devamlı suluboya çalışanlar ve profesyoneller toplu alımları tercih ederler.

Suluboya fırçaları

Fırçalar birçok teknik için uygun malzemelerdir. Ama suluboyada fırça, kâğıt kadar önemli bir malzemedir. Kâğıt üzerine boyayı yaydığımız fırçalar çalıştığımız resmin başarısında önemli bir rol üstlenirler. Hızlı, akıcı çizgiler çizebilmemizde ve duygularımızı yansıtmamızda önemli bir malzemedir. Fırçalar da değişik kalitede değişik hayvanların tüylerinden yapılır. En kalitelisi samur tüyünden yapılanlardır, fiyatları da en pahalı olanlar bunlardır. Zaman zaman samur fırça ararken gerçek samur olmayan, sahteleriyle karşılaşabilirsimiz. Bunlar sentetik malzemeden yapılan samur diye satılan fırçalardır. Okul öğrencileri için birçok kırtasiyecide satılır. Burada dikkat edilecek nokta bu fırçaların gerçek samur diye takdim edilmesidir. Çünkü gerçek samur fırçalar hem daha kaliteli hem de pahalıdır. Taklit samur kılı fırçaların renkleri daha açık, turuncuya kaçan bir renktedir. Samur fırçalar yumuşak, uzun fırçalardır. Ucu ıslatıldığında bir araya toplanır toplu iğne ucu gibi olur (diğer daha az kaliteli fırçaları almanız gerektiğinde de ucunu ıslattığınızda bir araya toplanan ince çizgiler çizme imkânı veren fırçaları tercih edin). Diğer hayvanlardan yapılan (domuz, geyik, tilki, keçi vs) fırçalar samur fırçalara göre daha sert olurlar, renkleri de farklıdır. Samur fırçalar bozulmaması için plastik bir koruyucu içinde muhafaza edilir. Her kullanmadan sonra sabunlu suyla yıkarsanız hem yumuşak kalırlar hem de içinde boya tabakaları birikip fırçayı yıpratmaz. Bu sayede bazı fırçalarınızı yıllarca kullanabilirsiniz. Fırçalar; Samur, Sentetik, Sincap kılı, Keçi, Öküz, At, Tilki, Domuz gibi birçok hayvandan yapılabilir. Osmanlı minyatür sanatçıları yeni doğmuş kedi kılından bir fırça kullanırlardı. Çin malı fırçalar ucuz fiyatlarla piyasada çokça var. Bunların çoğu at kılından yapılma, daha çok yağlı boya çalışmalarında kullanılıyor (renkleri beyaz). Fırçaların tipini seçerken; yuvarlak görünümlü olanlar suluboya çalışmalarında çokça kullanılırlar, boyayı veya suyu kolayca yayabilirsiniz. Samur fırçalarla hem yuvarlak fırçanın imkânını hem de ince, düzgün çizgi çekme imkânını bulursunuz. Yassı fırçalar daha az boya alırlar bunlar değişik doku veya çizgi çekmek için kullanılabilinir. Yelpaze şeklindeki fırçalarla boyanmış yüzeyin üstünden geçip değişik renk etkileri elde edebilirsiniz. Kâğıdı sulandırmakta, değişik etkiler elde etmede kullanılabilinir. Fırça numaralarında bizim kullanacağımız 3 numaradan başlayarak 18 numaraya kadar gider çok fazla fırça alamayacağımıza göre (amatörler için) işimizi görecek 3-4 fırça numarasını seçmeliyiz. 5,10,16 vs. suluboya çalışmak için çoğumuz geniş bir masa seçeriz. Bu işler için piyasada satılan çeşitli şövaleler vardır. Bunlar üzerinde resim yapabileceğimiz sehpalardır. Suluboya için değişik ebatta, biçimde, işlevde üretilirler. Yüksekliği, ebadı (kullanacağınız kâğıdın boyutlarına göre), katlanabilir olması evde yer kaplaması açısından ve taşımak yönünden önemlidir. Açık havada resim yaparken de gerekli malzemelerdendir.

Suluboyalar değişik şekillerde olabilir; tüp içinde, tabletler halinde, şişe içinde gibi… Suluboyada boyanın kalitesi sonuç için oldukça belirleyicidir. Saydam bir boya olan suluboya boyayı yapan tozların, yapıştırıcı ve nemlendirici katılarak elde edilir. Bütün boyalarda boyanın rengini veren öğütülmüş tozların (bunlar madensel, bitkisel vs) bir yapıştırıcı ile karıştırılması ile olur. Basit bir suluboya için suda eriyen tozları balla karıştırmak yeterlidir. Bal hem nemlendirici görevi de görür. Suluboyalarda yapıştırıcının yanında nemlendiriciler de kullanılır, bunların miktarı boyanın kâğıt üzerinde kuruma süresini etkiler. Üreticiler nemlendirici olarak gliserin eklerler, bal kullananlar da vardır. Boya da nemlendiricinin çok olması onun yumuşaklığını ve kuruma süresini etkiler. Tüp içinde satılan suluboyalar bu çeşittir, tabletlere göre geç kururlar bu yüzden geniş yüzeylerin çalışılmasında daha elverişli olabilir. Tüp boyaların avantajları bir palete sıkıldıkları için kirlenmezler, tabletlerde her renkten sonra boyanın üzerini temizlemek gerekebilir. Karıştırarak renk bulmada da avantajlı olabilir. Tabletler daha çabuk kururlar ve hızlı çalışma gerektirir. Yuvarlak tablet içinde satılan ve okullarda çokça kullandığımız tabletler çok çabuk kururlar ve boyayı oluşturan pigment dediğimiz renk moleküllerini daha az içerirler. Suyla dağılma yeteneği az olan boyalardır. Çoğunlukla kullanılan dikdörtgen biçimindeki tabletler takım olarak veya tek tek satılmaktadır. Biten bir tabletin yerine yenisini alıp koyabilirsiniz.

Bu anlattıklarımıza göre tüplerle mi yoksa tabletlerle mi çalışacaksınız buna kendiniz karar vereceksiniz. Teknik birikiminiz, kâğıt boyutu, kullanım kolaylığı bunda etkili olacaktır. Suluboya çalışmalarında lazım olabilecek malzemeler, geniş bir su kabı, rulo kâğıtlar, sünger, yapıştırma bantları, sert kalem, kâğıdı tutturmak için kıskaçlar, gliserin (kurumayı geciktirmek için boyaya veya suya katılabilir)

Yağlıboya Malzemeleri

Tual

Yağlı boyayı çalışmak için önce bir tualimizin olması gerekir. Tual çerçeve şeklindeki ahşap malzemenin üzerine bez gererek oluşturulur. Piyasada kırtasiyecilerde çok çeşitli boylarda ve kalitede tual bulunuyor. Ahşap malzemeyi (çerçeveyi) bazı kişiler evde yapabilirler ama daha düzgün bir tual için marangoza başvurmak gerekiyor. Köşelerin 90 derece olması önemli, bir de beze bakan kısmı biraz eğik yapılıyor; boyaların çerçeveye değmemesi için. Boyutlarını ayarlarken elinizdeki imkânlara, malzemeye, yeteneğinize göre ayarlayabilirsiniz.

Çerçeveyi yaptık veya yaptırdık diyelim, sıra geldi bezin gerilmesine. Bez olarak genelde Amerikan bezi veya patiska denilen bez kullanılıyor. Branda kumaşından ince bir kumaş da kullanılabilinir. Patiska (bunlar da kalite kalite) biraz ince oluyor. Gererken iri başlı çivi, raptiye veya zımba kullanabilirsiniz. Tel zımbalar piyasada artık ucuz, bir tane bulundurun çok kolaylık oluyor. Bezi germek de dikkat istiyor, bunun için önce bir tanesini ortadan zımbalayıp diğer kenarları da gererek ortadan zımbalayıp ondan sonrasını tuali döndüre döndüre birer ikişer zımbalamak gerek. Kumaşta pot kalmamalı, çok aşırı gerersek de çerçeve eğilebilir veya bez zarar görebilir. Gergin bir yüzey ama kontrollü… Bu işlemden sonra astar boya sürmek gerekiyor, çünkü bezler gözeneklidir ve boyayı emerler. Astar hem bu gözenekleri kapatır hem de süreceğimiz yağlıboyanın kumaş tarafından emilmesini önler. Astar olarak hem basit olarak plastik boya kullanılır (genelde beyaz renkte), dış cephe boyası da kullanırsanız daha iyi olur. Bazı sanatçılar resme başlamadan önce bu astarlanan yüzeye beyaz yağlıboya ile bir kat geçiyorlar. Böylece tualimiz hazır oluyor. Yağlıboya çeşitli yağlarla inceltilir kitapçılarda hazır olarak satılıyor (haşhaş yağı kullanabilirsiniz). Bolca fırçanız olması lazım en azından değişik renkler için farklı fırçalar kullanın. Çalışmalarda renk temizliği, parlaklığı çok önemlidir. Boyaları palete sıkarken açıktan koyuya doğru bir düzen içinde sıkın. Çalışma şekilleri sanatçıdan sanatçıya çok değişir, fırça sürüşleri, spatül gibi araçlar, bezlerle silme-bıçakla kazıma vs.gibi çok çeşitli şekillerde değişik dokular elde edilebilir.

Palet, boyaları sıkıp karıştıracağımız yüzey oluyor. Piyasalarda birçok çeşidi var, paletleri kontraplaktan kendiniz de yapabilirsiniz. Tutmak için köşesinde sol elin başparmağı (solaklar için tersi) girebilecek ve parmağınızı rahatsız etmeyecek bir delik bırakıyorsunuz. Bir de kontraplağın boyaları emmemesi için üzerine bezir yağı sürüp bir iki gün bekletiyorsunuz. Dikdörtgen şeklinde ve oval olanlar yaygın, değişik şekillerde de olabilir. Paleti kullanırken boyaları açıktan koyuya doğru sıkarsanız daha iyi olur. Palet temizliğine de dikkat etmelisiniz, boyalar kuruduktan sonra çıkarması zor olabilir. Yağlıboya çalışanın paletine bakarak nasıl bir resim çıkacağını tahmin edebilirsiniz.

Sıra geldi boyaları incelteceğimiz fırçalarımızı temizleyeceğimiz malzemelere… Yağlıboyayı inceltmek için çeşitli yağlar kullanılır. Keten tohumundan çıkarılan bezir yağı ve haşhaş tohumundan çıkarılan haşhaş yağı bunlardandır. Bu yağlar boyaları inceltirken boyayı da güçlendirirler, aşırı kullanılırsa istenmeyen bir parlaklık da olabiliyor. Kırtasiyecilerde plastik şişelerde inceltici yağlar bulunuyor. Çoğu kez görmüşüzdür bazı amatörler boyaları, temizlemede kullanılan yağlar veya malzemelerle inceltir. Bu malzemeler boyayı çürütür, rengini değiştirir. Bunlar terebentin, tiner, gaz gibi malzemeler olabilir. Fırça temizleneceği zaman bu maddelere batırılıp bir bez yardımıyla üzerindeki boyadan arındırılır. Yanımızda bolca kullanmadığımız kumaşlardan bez bulunması iyi olur. Eğer çalışmamız bittiyse sabunlu suyla fırçalarınızı yıkayın. Ne kadar temizleyici malzemeye batırsanız da fırçada boyalar kalır, kullandıkça bu boyalar üst üste gelerek fırçayı doldurur, kullanılmaz hale getirir.

Fırçayı temizledikten sonra bir de sabunla, el yıkar gibi sabunlayıp temizleyin; göreceksiniz fırçadan daha ne kadar boya çıkacak. Bunlar bizim için gerekli çünkü alım gücümüz sınırlı, resim malzemeleri de pahalı. Boya inceltme aşamasında “Gode” denilen genelde çinko veya tenekeden yapılan küçük, silindirik kaplar vardır. İçine inceltici yağ konur, avantajı; bu kutular iki haznelidir, fırçayı yağa batırınca karışan boyalar dibe çöker. Bunların palete tutturulanları da piyasada bulunuyor.

Daha sonra tualimizi üzerine koyup resim yapacağımız sehpalar var, bunlara “şövale” deniyor. Bunlar çok çeşitli olarak satılıyor, sizin için hafif olanı, portatif olup yer kaplamayanı ve dışarıda resim için taşınması kolay olanı olmalı..Özelliklerine ve kalitesine göre fiyatları da değişir, durumunuza göre bir seçim yaparsınız, ama masa üzerinde falan yağlıboya çalışmak sağlıklı değil. Zaman zaman ileriye gidip çalışmanıza bakmanız gerekir.

Fırçalar diğer tekniklerde olduğu gibi en önemli malzemelerden. Suluboya fırçalarında olduğu gibi çok çeşitli biçim ve kalitede fırça var. Yine en iyi olanları, en uzun dayananları samur fırçalar tabii en pahalı olanları. Bunların da yuvarlak, yassı, yelpaze biçiminde olanları var; yağlıboya fırçaları daha çok yassı oluyorlar. Samur fırçalar yumuşak oldukları için fazla iz bırakmazlar, gökyüzü gibi konularda idealdirler. Bazı kişiler resim yaparken fırçanın izini isterler bunlar için sert kıllı fırçalar iyidir. Değişik boyda fırçalarımız olmalı, ne kadar fırçamız olursa temiz bir resim yapma imkânı buluruz; her renk için ayrı fırça kullanmak iyi olur. Bir renk kullandınız temizle başka bir renk kullan, bu pratik olmayan bir yol. Doğa veya insan resimlerinde bazı dokuları verebilmek için değişik fırçalar kullanmak gerekebilir.

Ispatula (spatula) metalden çoğunlukla çelik malzemeden yapılmış, değişik şekillerde ince levhadır. Boyayı ezmeye, kazımaya, bazen de sürmeye yararlar. Bazı dokular, yüzeyler elde etmek için kullanılır. Bunların da çok değişik şekilde olanları vardır. Bazı ressamlar fırça yerine sadece spatula kullanarak resim yapmışlardır. Bu malzemeleri deneyerek, imkânlarını, kullanım alanlarını daha iyi anlayabilirsiniz. Bazen boya istemediğiniz bir biçim alırsa spatula ile kazıyabilirsiniz veya kazıyarak bir doku verebilirsiniz.

Yağlı boyalar: Eskiden bulmakta zorlandığımız bu malzemeler birçok kırtasiyede değişik kalitelerde ve özelliklerde bulunuyor. Değişik markalar var, Amerikan, Fransız, Hollanda malı boyalar çoğunlukta. Son yıllarda bir de Çin bu piyasanın içine girdi. Eğer çalışmanız sergilenecekse, kalıcı olmasını, renklerin daha sonra özelliklerini kaybetmesini istemiyorsanız boya alırken titiz davranmalısınız. Resim malzemelerini alacağınız yeri bazen tesadüf, bazen arkadaş tavsiyesi bazen de deneyerek bulursunuz. Güvenilir, fiyatları uygun, bol çeşit bulunduran bir yeri seçip malzemenizi alınız. Renklerin birçoğunu temel renklerle karıştırıp bulabiliriz, bunun için mavi, kırmızı ve sarı bir renk yeter. Ama bazı renkler vardır ve biz bu renkleri karıştırarak bulamayız. Onları hazır olarak almamız gerekir. Mesela Kızılderili kırmızısı doğada hazır olarak bulunur. Her renk boyanın yanında + işaretleri ile kodları vardır, boya bitip aynısını alacağınız zaman bu koda göre alırsınız. Yağlıboya çalışmalarında beyaz çokça kullanılır, ya büyük boy olarak alırsınız ya da bir kaç tane bulundurursunuz. 


 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 35 ziyaretçi (96 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=