Ağaç ve Ahşap Oymacılığı

Ağaç ve Ahşap Oymacılığı

 


Oyma; ağaç malzeme üzerine çizilen bir şekli özel olarak hazırlamış olan kesici âletlerle gereksiz yerlerini çıkardıktan sonra şekillendirme sanatıdır. Oyma işini tekniğine uygun bir şekilde icra eden kişilere “oymacı” denir. Oyma, çeşitli şekillerde yapılır:

 

Ahşap İşlerinde Kullanılan Oyma Teknikleri

 

Yüzey Oymacılığı

Ahşap işlerinde kullanılan oyma tekniklerinin başında gelen yüzey oymacılığı yapılışına göre kendi içinde gruplara ayırarak sınıflandırabiliriz. Yüzeyleri zenginleştirmek, estetik bir görünüm ve belirli bir hareket vermek için yapılan bir tekniktir. Bu teknikte ucu keskin bir kalemle ağaç yüzeyi oyulmak suretiyle süsleme bütünüyle kabartma olarak ortaya çıkarılır. Kalem çok derinlere inerse “derin oyma”, daha eğimli çalışılırsa “sathî veya mail kesim” adı verilir. Kullanılan belli başlı motifler Rûmî, arabesk, çiçek, geometrik şekiller, geçmeler ve yazılardır.

 

A.Az derinlikli yüzey oymacılığı:

Az derinlikli yüzey oymacılığını kendi içerisinde sınıflandıracak olursak ikiye ayırabiliriz. Az derinlikli düz satıhlı yüzey oymacılığı ve az derinlikli yuvarlak satıhlı yüzey oymacılığı olarak ayırabiliriz.

A.1. Az derinlikli düz satıhlı: Ahşap yüzeyi aynı seviyede ve düz satıhlıdır. Motiflerin derinliği yüzeyden üç ya da dört milimetreyi geçmez.

A.2. Az derinlikli yuvarlak satıhlı: Ahşap yüzeyi aynı seviyede düz ve yuvarlak satıhlıdır. Yapılacak motif ana hatlarıyla aslına uygun olur. İşlenmesi ve temizlenmesi kolaydır. Zarif görünüşü bakımından her zaman uygulanan bir oyma türüdür.

 

B. Çok derinlikli yüzey oymacılığı:

Oyma yapılacak yüzeye yüzeyden 4 mm’den fazla derinliği olacak şekilde yapılan oymalara “çok derinlikli yüzey oymacılığı” denir. Az derinlikli yüzey oymacılığından daha derin ve hareketli bir uygulamadır. İşlenen motifler daha canlı olarak gözükürken, motifin işlenmesi oldukça güçtür.

B.1. Çok derinlikli düz satıhlı: Ahşapta düz bir yüzey oluşturur. Motifler yüzeye derin oyma ile işlenir. Aynı eserde bazı motiflerin bu teknikle, bazıları ise motiflerin çok derinlikli yuvarlak satıhlı, oyma ile işlenerek yapıldığı görülür. Ankara Alâeddin Camii minberi ön cephesinde kapı köşelikleri (1197–1198), Malatya Ulu Camii minberi (XIII. yy), Kayseri Ulu Camii minber kapısı rozetleri (1205), Amasya Burmalı Minare Camii’nin minberinin kitabesi (XIII. yy), Alaşehir Kileci Mescidi pencere kanatları (XIII. yy sonu), Ankara Ahi Şerafeddin sandukası (1350 Etnografya Müzesi) bu tekniğe ait örnekler sunmaktadır.

B.2. Çok derinlikli yuvarlak satıhlı: Özelikle, kitabelerde, yazılarda, oymalar çok zengin bir görünüş veren ve en çok kullanılan bu ahşap tekniğinde rölyefler engebeli yuvarlak bir yüzey meydana getirilmek üzere işlenmiştir. Bazı örneklerde kabartmalar çok yüksektir ve kafes (ajur) tekniği etkisini verir. Konya Mevlana ve İstanbul Türk İslâm Eserleri Müzelerinde sergilenen çeşitli rahlelerde Siirt Ulu Camii minberi yazılarında (Ankara Etnografya Müzesi), Ankara Kızılbey Camii kapısında (Etnografya Müzesi), Kızılbey Camii kürsüsünde (1264-83), Ankara Aslanhane Camii minberi kapılarında bu şekil oymalar görürüz. Çok bol olan bu örnekler daha çok sayıda eserlerde çoğaltılabilir.

 

C. Eğri kesim tekniği:

Bu teknik Anadolu’daki ahşap eserlerin bitki süslemeleri için kullanılmıştır. Bu tür oyulan kompozisyonlarda geometrik eleman bir veya iki ince yiv halinde bütün yüzeyi dolaşan çizgiler halindedir.

 

Kündekâri Tekniği

Kendi bölümünde anlatılmaktadır.

 

Kafes (Ajur) Tekniği

Tamamen kabartmalı kündekâri oldukça yaygındır. Daha az kalınlığı olan pencere kepengi, kapı ve minber kapılarının altında kullanmışlardır. En bol örnekleri veren bu grupta sekizgenler bloğun kabartması halindedir. Kabartmalar fazla yüksek değildir. Geometrik kafesi ile arabeskli iç dolguları belirli bir düzey ayrımı göstermez. Bu tip malzemede ahşabın kuruması ile çeşitli yönde yarılmalar olabilir. Ankara Etnografya Müzesi’nde bulunan Kayseri Ulu (1205), Ankara Baklacı Baba (1268), Ankara Kuyulu Hoca Paşa (XIII.yy), Amasya Gök Medrese Camii kapısı (XIII.yy Amasya Müzesi’nde), Birgi Ulu Camii pencere kanatlarından bazılarında (1322), Ayaş Ulu Camii minberinde (XIV.yy) bu tekniğin çeşitli desen ve kompozisyonla da uygulanmasını görürüz.

 

Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinde rastlanan özellikle minber korkuluklarında kullanılan bu teknikte kompozisyonun ayırdığı bölmeler tamamen oyularak ortadan kalkan veya kompozisyon yalnızca, çıtalarla kafes şeklinde tamamlamadan oluşur. Ahşap çıtalar geometrik formlar, yıldızlar v.b. meydana getirecek şekilde bir araya çakılmasıyla elde edilir. Ahşap parçalar çakılarak kafes biçimi verilir. Bazen kafes kirişler arasına nebati motifli dolguları olan çokgen ve yıldız paftalar eklenir. Ağaç sathının motife göre yer yer oyulmasıyla ajur görüntü elde edilir. Bu çeşit oymaya “şebekeli oyma” da denir. Ankara Kızılbey, Arslanhane, Ahi Elvan, Beyşehir Eşrefoğlu camilerindeki çeşitli minber korkuluklarında buna örnek görürüz, Ender olarak ahşap kirişlerin arasına içi arabesk dolgulu çokgenler, yıldızlar girer. Böylece kafesten daha zengin bir görünüm sağlar. Ankara Alâeddin, Kayseri Hunand Hatun, Çorum Ulu Camii minberleri korkuluklarında bu şekilde ahşap işçiliği kullanılmıştır. Divriği Ulu Camii minberinde levhaya oyulan altıgen ve altı köşeli yıldız, Beyşehir Eşrefoğlu Camii minber korkuluklarında çıtalarda yıldız ve sekizgen kompozisyonu yapar. Aksaray Ulu Camii minberindeki korkuluklar yekpare levhalara oyulmuş on iki genler geçmesi kompozisyonudur. Bu son örnekte yalnızca sekizgenler tam oyulmuş diğer bölmeler derine inmeyen bitki motifleri halinde oyulmuştur. Eşrefoğlu minber korkulukları, Birgi Ulu Camii minberinde aynı kompozisyon ve teknik içinde tekrarlanır.

 

A) Sade Kafes Tekniği

Çatma kafesin arasına süsleyici başka bir parça koymadan yapılan tekniktir.

B) Arası Dolgu Kafes Tekniği

Ahşap kirişlerinin içine arabesk dolgulu çokgenler, yıldızlar girer böylece kafesler daha zengin bir görünüm kazanır.

 

Kesme (Dekupe) Oyma

Belli kalınlıktaki yüzeylerin üzerine çizilen bir motif, kıl testeresi, farekuyruğu testere veya dekupaj testere ile kesilip boşaltılarak yapılan oymaya “kesme oyma” denir. Yüzler düz kalabildiği gibi istenilen biçime uygun olarak da şekillendirilebilinir. Kesme oymalar dekorasyon, mobilya, müzik âletleri, kafes çerçeve ve süs eşyaları yapımında çok kullanılır.

 

Aplike oyma: Kesme oyma tekniği ile kesilen parçaların dışa gelen yüzeylerin motife uygun yontularak biçimlendirildikten sonra kullanılmasına “aplike oyma” denir. Burada tek tek elde edilen parçalara “aplik”, bu apliklerin bir yüzeye yapıştırılmasına da “aplike” denir. Aplikler kesildikten sonra düzgün bir yüzey üzerine araya kâğıt konmak suretiyle yapıştırılır. Üst yüzeyi, oyma kalemleri ile yarım yuvarlak balıksırtı ya da motife uygun yontularak biçimlendirilir. Yüzeyler zımpara ile temizlendikten sonra yüzeyden kaldırılır Tabanındaki kâğıtlar çıkarılır. Esas yüzeye istenilen kompozisyonlarda yapıştırılır. Aplike oyma, yarı klasik mobilyaların kapak ve çekmece yüzeylerinde, korniş gibi dekoratif işlerde çok kullanılır.

 

Doğal Şekil Oymacılığı (Üç Boyutlu Heykel Oymacılığı)

En güç oyma tekniğidir, heykel oymacılığı yapabilmek için özel yeteneğe yeteri kadar anatomi ve biyoloji bilgisine sahip olmak gerekir. Çünkü konusu genelde canlıdır. Canlıyı bütün özelikleriyle eser halinde canlandırmaktır. Bu konuda yetişen büyük sanatkârlar, devrinin yaşantısını yansıtan birçok eseri bize armağan etmişlerdir.

 

Kakma Tekniği

XIV. ve XV. yy’da Osmanlılarda çok yaygın olan bu teknik ahşap üzerine sedef, fildişi, bağa gibi maddeler ince plakalar halinde aplike edilerek kenarları fletolarla süslenir. Kakmada kullanılan malzeme yan yana da yapıştırılabilir ya da ağaç satha açılan yuvalara gömme de yapılabilir. Koltuk, sehpa, ayna çerçevesi gibi mobilyalarda çok yaygın kullanılmıştır.

 

Boyama Tekniği

Ahşap işlerinde oymanın yanında isteğe bağlı olarak boyama tekniği de kullanılmıştır. Selçuklularda mimari unsurların süslenmesi ile başlayan bu teknik Osmanlılarda XVII. ve XVIII. yüzyıla doğru gelişme göstererek kündekâri taklidi olarak kapı ve minberlerde geometrik paftaların nebati motifleri boyama ile yapılmıştır. XVIII. yüzyıldan sonra Avrupa kaynaklı çiçek, meyve gibi tasvirler sivil ahşap mimari elemanları süslemede kullanılmıştır.

 

Ahşap Atölyesinde Kullanılan El Aletleri

Asırlar boyunca insanlar işlerini daha kolay ve daha etkili olarak yapabilmek için kalıplar ve araçlar icat etmişlerdir. Bu araçlara genellikle “âlet” denir. Bunlar çok çeşitli olup bir kısmı gayet basit diğer bir kısmı ise oldukça karışıktır. Kompleks araçlar daha ziyade makine diye sınıflandırılır. Birçok makineler şaşılacak derecede geliştirilmiştir. Âlet ve makineler, bir işin yapılışında büyük ölçüde mekaniksel üstünlük, hassasiyet, sürat, verim ve bazen güvenlik sağlar. Uygun âletleri seçip kullanan bir kimse iyi bir iş yapabilir, fakat aksine olarak, sadece işçiliğe güvense veya kaba ve ilkel âletler kullanılmış olsa belki de bir şey yapamazdı. İnsanlar, daha büyük verim sağlamak için yaptığı çalışmalarla eski âletleri geliştirmekte ve yenilerini icat etmektedir. Bugünkü konstrüksiyon metotlarında, yeni gereçlerin kullanılması, âletlerin kalite ve görünüşü ile birlikte verimliliğini de artırmıştır. Âletler ve özel fonksiyonları mekaniğin basit makinelerdeki prensiplerine göre sınıflandırılır. Nitekim ağaç işlerinde kullanılan kesici âletler (bıçaklar, testereler, rendeler ve düz kalemler) kama şeklinde çakma ve vidalama âletleri (çekiçler, otomatik tornavidalar ve matkap kolları) sırası ile kaldıraç, eğik düzlem ve volan ve mile örneklerdir. Kama, eğik düzlem ve vidanın uygulanması ise delme âletlerdir.

 

Gerçekten, bazı âletler birkaç basit makinenin bileşiminden meydana getirilmiştir. Komplike motorlu âletler, mekanikte görülen altı basit makineden her birinin uygulanması ile elde edilir. Bunlar; kama, kaldıraç, eğik düzlem vida, çark ve mili ile makaradır. Ağaç işleri âletlerinin adı ve yapılan işe göre sınıflandırılması, bunların kullanılış ve amaçlarını belirtir, böylece tornavida bir vidalama âleti; testere bir kesme âleti; gönye ise kontrol ve markalama âletidir. Bir âletin işleyiş prensibine uyan basit makineler hakkında edinilecek bilgiler, mekaniksel üstünlük ve verim sağlamak için bu âletin ve esas parçalarının işleyişini kavramamıza yardım eder. Ağaç işleri âletleri yapılan işe göre: ölçme, markalama ve kontrol, kesme ve delme, vidalama, çakma, tutturma ve sıkma ve bileme âletleri olarak sınırlandırılır. Ölçme, markalama ve kontrol âletleri dışında kalan bütün âletler kaldıraç, kama eğik düzlem, volan ve mile, marka ve vidaya ait örneklerdir.

 

Kama: Bıçaklar, rendeler, düz kalemler, oyma kalemleri, eğeler, testereler, el baltaları gibi âletlerin ağız ve dişleri ile çeşitli matkapların kesici ağızları kama örnekleridir. Dişli olanlarda bir seri kesici kamalar vardır. Ağaç işleri kesme âletleri, kesme âletlerinin kamaları, ağaç liflerini kesme, parçalama, kazma ve yarma suretiyle birbirinden ayırır. Kaldıraç: Kuvvet veya basınç isteyen bazı âletlerin kullanılmasında kaldıraçtan yararlanılır. Bazen dayanma noktası kolun bir kısmı üzerindedir. Bazen de bu âletin bilhassa yapılmış bir özelliğidir. Zımba kolları, kerpetenler, penseler, mengene sapları ve çekiç kaldıraçlardan bazı örneklerdir. Testereler, sistreler, düz kalemler, rendeler ve diğer âletler kaldıraç ve kamanın birleşik şekilleridir. Kama, kesen kısımdır; sap ise kullanana kaldırma imkânı sağlar.

 

Türk- Osmanlı Selçuklu Oymacılık Sanatı

 

Selçuklu Devri

İran’da Selçuklu tahta oyma işçiliğinden pek az örnek kaldığı bilinir. Anadolu kökenli Selçuklu tahta oymacılığında ve ağaç işçiliğinde ise eski Türk geleneklerinin canlı olarak yaşadığı görülür. Anadolu Selçuklu sanatını XII. yüzyılla XIV. yüzyılın başları arasında kalan iki yüzyıllık bir tarihsel çerçeve içine alabiliriz. Fakat Selçuklu sanatı verileri göz önüne alındığında bu sıralama tarihsel kronolojik gelişim ile aynı görülmektedir. Çünkü bir üslup olarak billurlaşmadan önce Anadolu Selçuklu sanatı XII. yüzyılda Saltuklu, Artuklu, Danişmentli sanatları ile çağdaş bir hazırlık dönemi geçirmiştir ve ancak XIII. yüzyılda bir üslup olarak belirecek bol ve zengin verilerle ortaya çıkmıştır.

 

1243 Moğol istilası Selçuklu sanatının gelişimini engelleyememiştir. Hatta Selçuklu sanatı yeni gelen sanat patronlarının Orta Asya’dan getirdikleri sanat zevklerini de özümseyerek XV. yüzyılın ilk yarısına kadar yeniyi yaratmaya devam etmişler ve kendi kimliklerini korumuşlardır. Selçuklu sanatının çeşitli eserleri arasında ağaç işçiliği önemli bir yer tutar. Önceki İslâm uygarlığının izlerini taşıyan ağaç eserler kapı, pencere, dolap kapakları, minberler, kürsüler ve rahlelerdir. Selçuklu devri ağaç işçiliğinde genellikle oyma tekniği kullanılmıştır. Bu teknikte süsleme, gölgede kalan zeminin üzerinde kabartma halinde belirir. Bazen süsleme iki tabaka halinde ayrılıp, zemin tamamen gizlenir. Geometrik süsleme ve özellikle Rûmîli kompozisyon süslemenin ana temasını teşkil eder. Bu süsleme gurubunu zenginleştiren ve Selçuklu sanatının bir özelliği haline gelmiş olan insan ve hayvan figürleridir. Selçuklu devri ağaç işlerinde tavus kuşu, mühr-ü Süleyman ve servi motifleri de bolca kullanılmıştır. Konya Alâeddin Camii, Manisa Ulu Camii, Birgi Ulu Camii, Divriği Ulu Camii minberleri Selçukluların meydana getirdikleri en güzel ahşap eserlerdendir.

 

Ayrıca Selçuklu ağaç işçiliği, ahşap sandukalar üzerinde de kendini göstermektedir. Konya Mevlana Türbesindeki Sultan-ül-Ulema’nın mezarı üzerindeki sandukada dönemin karakteristik bezemeleri ile süslenmiş ve çeşitli gazel ve beyitlerle boş bir yer bırakılmamacasına üzeri süslenmiştir. Anadolu Selçuklularında gelişen ve bu devirde en seçkin örneklerini veren ahşap sanatı güzel işçiliği ve gelişmiş süsleme özellikleriyle kendine has estetik bir yaratma alanı olarak karşımıza çıkar. Tekniklerde çeşitlilik görülmekle birlikte, en yaygın olarak kullanılan kündekâri tekniğidir.
İslâm sanatında en erken XII. yüzyılda Mısır, Halep ve Anadolu’da görülen tekniğin bu üç merkezde birbirlerine paralel olarak geliştiği tahmin ediliyor. Mısır’da Fâtımîlerle birlikte ilk örneklerini veren kündekâri tekniği, Memlûk devrinde fazlalaşmıştır. XIII. yüzyıla tarihlenen Siirt Ulu Camii minberi ve 1370 tarihli Birgi Ulu Camii minberi hakiki kündekâri tekniğinde yapılmış iyi birer örnektir. Ayrıca, İslâm sanatında bilinen beş ahşap mihraptan birisi olan Ürgüp Damseköy Taşkın Paşa Camii mihrabı (XIV.yy) devrin hemen hemen en seçkin örneklerinden birisidir. xv. yüzyılda Selçuklu Devleti siyasi ömrünü tamamladıktan ve aradan bir yüzyıla yakın zaman geçmesine rağmen homojen bir yapısı olmayan Anadolu Selçuklu ahşap geleneğinin sürdüğünü görmek mümkündür. Beylikler Devri ahşap işçiliğinde bazı ayrıntılar dışında büyük ölçüde Selçuklu ahşap teknikleri ve gelenekleri sürdürülmüştür.

 

Osmanlı Devri

Erken Osmanlı döneminde Selçuklu döneminden gelen ağaç işçiliklerine yeni teknikler ilave edilmiştir. Buradaki yenilik ahşap üzerine sedef, bağa ve fildişi gibi maddelerin kakılmasıyla meydana gelen kakma tekniğidir. Ağaç geçme ve ağaç renklendirmek amacıyla kakmalar doğmuştur. Ağaç üzerine değişik renk ve cins ağaçlarla kakma yapıldığı gibi esas olarak bağa, fildişi, altın, gümüş gibi kıymetli taşlar kakılmıştır. Ağaç işçiliğinin sanat olarak tanımlanması, yapıların mimari elamanlarla süslenmesinden doğmuş olup, Osmanlılar bunu en yüksek seviyeye ulaştırmışlardır. Yumuşaklık derecesine göre şimşir, ıhlamur, meşe, ceviz, elma, armut, sedir ve abanoz ağaçlarından yararlanmışlardır.

 

Osmanlı sanatında, Selçukluların kullandığı oyma ve şebekeli oymadan başka, geçme ve kündekâri tekniği de geniş ölçüde uygulanmıştır. Sedef, bağa, fildişi ve hatta altın, gümüş gibi yardımcı maddelerin kakılmasıyla daha zengin, daha değişik bir ağaç işçiliği yaratılmıştır.
Osmanlı ağaç işçiliğinin en büyük özelliği, oyma tekniğinin yanında geçme tekniğinin de kullanılmış olmasıdır. Kapılar, pencereler ve dolap kapakları geçme; rahle, çekmece, Kur’ân muhafazaları ise kakma olarak yapılmaya başlanmıştır.

 

Osmanlı ağaç işçiliğinde bezeme olarak Rûmîli kompozisyonların yanı sıra sık sık çiçek motifleri de kullanılmaya başlanmıştır. XVI. yüzyıldan sonraki bezemeler, çinilerdeki bezemeler gibi daha karışık bir görünüm kazanmıştır. XVII. yüzyıl ağaç işlerinde XVI. yüzyılda görülen şekiller aynen devam etmiştir. Bezemede yeni yeni örnekler de ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılda sadelikten yavaş yavaş uzaklaşılarak, hareketli, daha göz doldurucu bir bezemeye yönelinmiştir.

 

XVIII. yüzyılda ağaç işlerine uygulanan sedef, bağa, fildişi gibi maddelerle örnekler daha da renkli bir görünüm kazanmıştır. Bu yüzyılda, Türk Sanatının hemen hemen her dalında dikkat çeken Barok ve Rokoko etkileri, ağaç işlerinde de kendini göstermiştir. Sonuç olarak Türk ağaç işleri kendi özelliğini yitirerek Avrupa sanatının etkisi altında kalmıştır.

 

Geleneksel Oymacılık Sanatımız

Ahşap ustaları zanaatkâr zümresi altında “neccar” olarak adlandırılırdı Bu zanaatkârlar, özellikle Anadolu’da yapı tasarımına bağlı olarak gelişen ahşap süsleme tekniklerini büyük bir ustalıkla her çeşit ağaca uygulamışlardır. Ahşap ustalarının ağaç türlerini iyi tanıdıkları, kullandıkları yer ve tekniklere en uygun malzemeyi seçtikleri, ahşabın dayanıksız bir malzeme olmasına karşın günümüze gelebilen eserlerden anlaşılmaktadır Teknik ve işlenişe uygun olarak tercih edilen hammaddeler ceviz, elma, armut, sedir, meşe, abanoz ve gül ağacıdır.

 

İslâm sanatının ilk evresi olan Emevi ve Abbasi döneminde (VII. – X. yüzyıl) genel anlamda derleyici bir ifade görülür. Türklerin Anadolu’ya beraberlerinde getirdikleri teknik ve üslupların yerli bezeme kaynakları ile kaynaşarak yeni bir sentez oluşturmasıyla ahşap işçiliği özellikle Anadolu Selçuklu döneminde, nitelik ve nicelik açısından en olgun dönemine ulaşır. Bu dönemin ahşap süsleme sanatında bitkisel, geometrik, yazı ve az da olsa figür tasvirlerinden oluşan zengin bir süsleme üslubu görülür. Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinde Rûmî dal ve kıvrımlar arasındaki palmet ve yarım palmet motifleri ile sülüs yazının sıklıkla kullanıldığı bezeme üslubuna en uygun ve en çok kullanılan teknik “oyma tekniği”dir.

 

Selçuklu ahşap işçiliğinde, geometrik desenlerden oluşan bezeme de önemli bir yer tutar Özellikle kapı, pencere kanatları, minber ve aynalıklar gibi geniş yüzeylerde “kündekâri tekniği” uygulanır. Sekizgen, baklava ve yıldız formunda kesilip hazırlanan ahşap parçaların, düzgün kesilmiş oluklu çıtalarla iç içe geçirilerek çatılması, bağlanmasıyla meydana getirilir.

 

Osmanlı’nın Sanat Üslûpları

XIV. yüzyılda Anadolu’da giderek hâkimiyet kazanan Beylikler dönemi, Osmanlı sanatına bir geçiştir. Selçuklu ve Beylikler döneminde özellikle mihrap, cami kapısı, kapı ve pencere kanatları gibi mimari elemanlarda kullanılan ahşap işçiliği, Osmanlı döneminde çok daha geniş bir uygulama alanı kazanır. XV. yüzyılda Fatih Sultan Mehmed tarafından Edirne’de temelleri atılan ve XV. yüzyılın sonlarında Sultan II. Bayezid döneminde Topkapı Sarayı’nda tamamlanan Ehl-i Hiref ve Hassa Mimarları Ocağı gibi meslek örgütlenmesi Osmanlı ahşap işçiliğinin sanat üsluplarının belirlenmesinde etkili olur.

 

Yapı faaliyetlerini yürütmek ve denetlemekle görevli Hassa Mimarlar Ocağı’nda yetişen Mimar Sinan’ın mimarlıktan önce marangozluk, Mehmed Ağa’nın ve Dalgıç Ahmed Çavuş’un sedefkârlık öğrendiği düşünülürse Osmanlı sanatında ahşap işçiliğine verilen önem daha iyi anlaşılır.

 

Ahşap işçiliğinin üslup ve teknik açıdan en güzel ve görkemli örneklerini XVI. ve XVII. yüzyılda görmekteyiz. Selçuklu geleneğinde sürdürülen Rûmî-palmet ve kıvrım dal kompozisyonlarından oluşan girift bitkisel bezemeye hatâyi ve diğer naturalist üsluplu çiçek motiflerinin de katılmasıyla zengin bir düzenleme ortaya çıkar. O zamana kadar çini ve kumaş desenlerinde görmeye alışkın olduğumuz Uzakdoğu etkili çintemani ve Çin bulutu motiflerinin bu kez ağaç işçiliği üzerinde görülmesi ilginçtir. Yine bu dönemde daha geniş yüzeylere uygulanan kündekâri tekniğinin yanında küçük ölçekli ahşap eşyada kakma tekniği kullanılmaya başlanır. “Tarsi” olarak da adlandırılan bu teknikte, ahşabın üzerine ince bir kalemle çizilen desene göre açılan yuvalara, yine desene uygun hazırlanıp kesilen sedef, fildişi, bağa, abanoz veya gümüş teller gömülür veya yapıştırılır.

 

Zarif ve Renkli bir Teknik: Edirnekâri

XVII. ve XVIII. yüzyıl Osmanlı ahşap işçiliğinde lake tekniğiyle yapılan eşyalar dikkat çeker. Özellikle Edirne’de çokça örneklerine rastlanan bu teknik, bu yüzden “Edirnekâri” olarak da tanımlanır. Ahşap dışında mukavva ve deri üzerine de yapılan bu tekniğin uygulanması zahmetli ve özen isteyen bir iştir. İşlenecek malzemenin üstündeki pürüzler giderildikten sonra yüzeyin boyaları emmemesi için bir kat vernik sürülür. Kuruduktan sonra üzerine altın yaldız ya da çeşitli renkte boyalarla süsleme yapılır. Boyalar kuruduktan sonra üzerine tekrar vernik sürülür; bu işlem birkaç kez tekrarlanır.

 

XIX. yüzyıl ortalarında Fransız saraylarında mimari süsleme stili olarak doğan Rokoko üslubu, Türk Rokokosu adıyla Osmanlı sanatının her kolunda olduğu gibi ahşap işçiliğinde de etkisini gösterir. Küçük el sanatı ürünlerinde klasik Osmanlı bezeme motifleri yerini, vazo içinde natüralist çalışılmış çiçek buketlerine, akantus yapraklarına, C ve S kıvrımlı dallara, fiyonk ve kurdelelere bırakır. Doğaya karşı zayıf düşen ahşap eserlerin çoğu ne yazık ki günümüze kadar gelememiştir. Yine de, VIII. yüzyıldan XIX. yüzyıl sonuna kadar ağaç işçiliğinin en güzel örneklerini Türk İslâm Eserleri Müzesi’nde görebilirsiniz.

 

 

Kaynaklar

Şahamettin Kuzucular

Hamide Soysal

Çağlar Erbek

 

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 10 ziyaretçi (84 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=