Kaşıkçılık

Kaşıkçılık

 

İnsanlar tarafından çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Yapılan kazılarda en eskilerinin Mısır'da olduğu anlaşılmıştır. Bunlardan mabetlerde kullanılanlar, en sanatkârane yapılanlarıdır. Roma ve Bizanslılar tarafından da kullanıldığı bilinen kaşıklar muhite ve zamana göre çeşitli olabilmektedir. Araştırmalarda ilk kaşıkların pişmiş topraktan, daha sonraları ise şimşir gibi sağlam ağaçlardan yapıldıkları görülmüştür.  Zamanla madenlerden yapılan kaşıkların, en kıymetlileri gümüş ve altın olanlarıdır. Anadolu’daki ilk kaşık, Çatalhöyük ve Hacılar’da bulunmuştur (M.Ö. 7-6 bin yıl).

Kaşıkçılık, Anadolu’nun bazı yörelerinde günümüzde de sürdürülen el sanatlarındandır. Türkiye’de kaşıkla ilgili  zengin ve yaygın bir gelenek yaşanmıştır. Günümüz hayatında teknolojik ürünlerin ve  sanayi mamullerinin baskınlığına rağmen  bu gelenek  folklor ve turizm objeleri ve malzemesi olarak yaşatılmaya çalışılmaktadır.

İlk kaşıkların pişmiş topraktan yapıldığı görülür. Daha sonra tahtadan ve madenden yapılmaya başlandığı tahta kaşıkların yapımında genellikle şimşir, ardıç, gürgen, meşe, armut, karaağaç, gibi ağaçların tercih edildiği görülür. Demir, bakır, pirinç, gümüş ve altından metal kaşıkların yapıldığı görülmüştür. Tarihten günümüze kadar kaşığın, topraktan, tahtadan, madenden veya kemikten yapıldığı görülür.

Türklerin kullandıkları kaşıklar yemeklere göre değişmekte, genellikle kemik ve tahtadan bazen de deniz kabuklarından (özellikle sedeften) yapılmaktaydı. Kepçeler, kahve ve muhallebi kaşıkları madenden olurdu. Pilav, çorba ve muhallebi kaşıklarının burunları yuvarlak, yemek kaşıkları sivri olur; kahve kaşıkları küçük, çay kaşıkları ise daha küçük yapılırdı. Anadolu'da Selçuklular ve bilhassa Osmanlılar zamanında çok güzel tahta kaşıklar yapılmıştır. Bu zamanda, Kastamonu ve Konya illeri kaşıkçılığın merkezi durumundaydı. Bunlardan başka İstanbul'da da kaşıkçılık sanatı sürdürülmüş ve kaşıkçı esnafı, tam bir teşkilatla çalışmıştır. En nadide kaşıkların İstanbul sanatkârının elinden çıktığı da bir gerçektir.

Konya kaşıklarının ayrı bir ünü vardı. Rivayete göre, Karaman'dan Konya'ya ilim tahsiline gelen talebeler boş zamanlarını kaşık yapmakla değerlendirirlerdi. Böylece hem dinlenir hem faydalı bir işle meşgul olurlardı. Bunları, pazarlara gönderirler elde ettikleri parayla ihtiyaçlarını görürlerdi. Yerli halktan olan talebeler de zamanla bu sanatı öğrenmişler ve Konya için yerli bir sanat şekline sokmuşlardı. Uzun süre kaşık yapmaya devam eden Konyalılar XIX. yüzyılın ikinci yarısında mallarını Suriye, Mısır, Tunus ve Cezayir'e göndermeye başlamışlardı. Fakat zamanla eski önemini kaybeden tahta kaşıkların günümüzde mahalli olarak yapılmasına devam edilmektedir. Fabrikasyon olarak yapılan tahta kaşıklar yanında Anadolu'da bazı yerlerde madeni kaşıklar tercih edilmektedir.

Örf, âdet ve geleneklerine bağlı Anadolu halkının tahta kaşıkları kullanması boşuna değildir. Sapının sıcaktan ısınmaması, hafifliği, zarafeti, soğan ve et kavurmalarındaki kullanılış rahatlığı tercihin sebebinin belli başlı olanlarıdır. Zevk ve zarafetin işlendiği Anadolu tahta kaşıkları tereyağının yıkanmasında ve kaplara yerleştirilmesinde yaygın olarak kullanılır. Tahta kaşıkların bir kısmı günümüzde müzeleri süslemektedir. Bu kaşıklarda, oymacılık ve süsleme sanatlarının örneklerine rastlamak mümkündür.

Geçmişten günümüze kaşıkçılığın yaygın olduğu yörelerimiz

Selçuklular döneminden bu yana sürdürülen tahta kaşık yapımı birçok ilimizde devam etmektedir. Geleneksel kaşık, tahtadan, madenden veya kemikten yapılır. Günümüzde yemek kaşıkları yanı sıra turistik eşya şeklinde, süs ve oyun kaşıkları da yapılmaktadır. Konya, Kütahya, Bolu, Akseki, Kaş, Geyve, Gediz, Trabzon’un Of, Yomra, Göynük, Seben, Kıbrısçık, Taraklı,  Eskişehir, Mudurnu, Bergama, Bursa, Anamur, Silifke, Tokat, Kastamonu, Kadirli gibi yörelerimizde bir zamanlar çok rağbet gören ve aktif olan kaşıkçılık sanatı, gün geçtikçe önemini yitirmeye devam etmektedir. Kaşıklar yemek türlerine göre çeşitlenmiştir.  Çorba, pilav, hoşaf, yemek, tatlı, sütlü tatlı, kahve, kavurma, dağıtma (servis) kaşıklarından başka hiç kullanılmayan süs kaşıkları, geleneksel kaşık kültürümüzün zenginliğini gözler önüne sermeye yetmektedir.

Tahta kaşık yapımında kullanılan ağaç türleri

Tahta kaşık yapımında genellikle şimşir meşe veya armut gibi ağaçlar kullanılmaktadır. Tahta kaşıkların en makbulü şimşir ağacından yapılanıdır. Zira daha sağlam ve uzun ömürlüdür. Taraklı’da kaşık yapımı için diğer yörelerden farklı olarak özel mekânlar inşa edilir. Evlerin bitişiğinde bulunan kaşık evi ya da kaşık odası diye adlandırılan yerlerde üç usta birlikte çalışır. Küçük keser törpü yardımıyla şekillendirilen kaşıkların yapımı  Anadolu'nun birçok yöresinde geleneksel usullerle üretilmeye ve yaşatılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde gündelik kullanım eşyası olarak kullanımdan düşmesine rağmen süs eşyası olarak yapımı devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Bu tür kaşıklar  çeşitli resimler bezemeler yazılarla  boyanıp cilalanarak turistik süs objeleri olarak satışa sunulmaktadır.

 

Geleneksel kaşıklar nasıl yapılır?

Kaşık yapmak için hammadde halindeki ağaç iki kaşık boyunca “tomsak” denilen şekilde kesilir. “Taşlama” denilen işlemle tomsak halindeki ağaca nacakla kaşık şekli verilir. “İğinnek” adı verilen sonraki aşamada nacak yardımıyla kaşığın baş ve sap kısımları düzeltilir. Ağız kısmının oyulması için kaşık yapımı için özel olarak yapılan kaşık tezi üzerinde keserle ağız kısmı oyularak keserlek işleminden geçirilen malzeme yine özel bir bıçakla düzeltilir. “İğdi” adı verilen bir bıçakla yalaklama yapılan kaşığın üzerindeki keser izleri de böylece giderilmiş olur. Törpü ile tamamen pürüzsüz bir şekil alan kaşık, zımparalanıp, keçeyle perdahlandıktan sonra önce ustanın vitrininde sonra mutfaklardaki yerini alır.

 

Kaşık isimleri

Tahta kaşıklar kullanım amacına göre farklı isimler alır. Tahta kaşıklar genellikle çorba, pilav, hoşaf, yemek, tatlı, muhallebi, kahve, kavurma, dağıtım kaşığı (kepçe), süs kaşıkları ve oyun kaşıkları olarak adlandırılır. Türk mutfak geleneğinde tahta kaşığın tarihi Selçuklulara kadar dayanır. Kaşgarlı Mahmut’un Divanu Lügati’t-Türk’ünde geçen “kaşuk” ve “kamuç” sözcüklerinin bugün kullandığımız kaşığın karşılığı olduğu biliniyor. Eski devirlerde Anadolu’da kaşık “ablah”, “cemiş”, “kançol” olarak da adlandırılmıştır.


Kaşıklar folklorumuzda sadece yemek kültürü için değil mahalli halk oyunlarında da kullanılan bir âlettir. “Teke zortlatmaları” da denilen teke oyunlarında (Isparta yöresi), Silifke halayları, kaşık oyunu denilen oyunlar gibi birçok halk oyunlarında da kaşık kullanılmaktadır.

 

Kaynak

Şahamettin Kuzucular

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 10 ziyaretçi (92 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=