Fenikeliler

Fenikeliler

Fenikeliler (Rumca: Phoiníkē), Antik Çağ’da yaşamış Sami ırkından Akdenizli bir kavimdir. Fenikeliler, bölgeye MÖ 3.000 yıllarında gelmişlerdir. Aradus, Simyra, Trablus, Cebal-Byblos, Beryte, Sidon, Tyros, Akkho liman şehirlerini kuran Fenikeliler, MÖ 2.500 yıllarından itibaren Mısırlılarla ticari ilişkiye başlamışlardır. Bu ülkeye ağaç ve nebati koku maddesi, zeytinyağı ve reçine ihraç ederlerdi. Ancak siyasi bakımdan iyi teşkilatlanamadıklarından kısa zamanda Mısır'ın nüfuzu altına girdiler. İki bin yıllarının başında Hiksosların istilalarına uğradılar. Mısırlılar istilacılara karşı korumak bahanesiyle Fenike topraklarını tamamen askeri işgal altına aldılar.

Uzun süren karışıklıklardan sonra Fenike, MÖ XIV. yüzyılın sonunda Mısır'ın işgalinden kurtuldu. MÖ IX. yüzyılda ise, Fenike için Asurlular büyük bir tehdit unsuru oldu. Zaman zaman Fenike üzerine seferler düzenleyen Asurlular bölgeyi kısa aralıklarla hâkimiyetleri altına aldılar. Fenike MÖ VI. yüzyılda Perslerin istilasına uğradı. Daha sonra Büyük İskender tarafından zapt edildi.

 

Fenikelilerin Sur kentinden kovulan bir grup asi Fenikeli MÖ 800 yılında Tunus sahillerinde Kartaca'yı kurdular. Kartaca kendi statüsüne rağmen Fenike kentlerinden olan Tyros'a bağlılığını sürdürdü ve ticari kârının %10'unu Tanrı Melkart’ın tapınağına bağışladı. Kartaca Roma'ya karşı Hannibal isimli komutanı ile girdiği savaşı kaybetti ve bu sayede Roma, Akdeniz ticareti ve hâkimiyetini ele geçirdi.

Fenikelilere bu ismi veren Yunanlar olmuştur ve Fenikeliler ismini ilk olarak Yunan tarihçi Herodot kullanmıştır. Fenikelilerin kendi dillerinde kendilerine ne ad verildiği tam olarak bilinmemektedir. Kendilerini “Ken’aniler” adıyla zikrettikleri sanılmaktadır. “Ken’ani” adı bazı araştırmacılara göre Hurrice olan bir sözcük iken bazı araştırmacılara göre de Samice bir sözcüktür ve kırmızı anlamına gelen “Kenanigi”den gelmektedir. Fenikeliler adı da benzer şekilde Yunancada “kızıl insanlar” anlamına gelen “Phonikes” kelimesinden gelmektedir. Kısaca bu etnik topluluğa Helenler “Fenikeliler” adını verirken Doğu kavimleri “Ken’aniler” adını kullanmıştır.

Doğusunda Lübnan Dağları, batısında Doğu Akdeniz kıyıları, güneyinde Ras Nakura Burnu, kuzeyinde Asi Irmağı bulunan alanda yaşayan Fenikeliler, denizci olduklarından Orta Doğu’dan Batı Akdeniz kıyılarına kadar yayılmışlardır ve deniz ticareti ile uğraşmışlardır. Fenikeliler Akdeniz civarında birçok koloni kurmuşlardır. Ticarette çok ileriydiler, gemileri de gelişmişti. Hammadde kaynaklarına ulaşmak için koloni kuruyorlardı ve Yunanların en büyük rakipleriydi. Kumaş, metal eşya, keten ihracatı yapıyorlardı. Akdeniz çevresinde birçok ticaret merkezleri ve koloniler kuran Fenikeliler, çöl kervanlarının uğrak noktaları olan Şam, Hama, Dibre şehirlerinden ticaret malları alıp satıyorlardı. Batı ile doğu arasındaki ticarete aracılık ve komisyonculuk edip, ithalat ve ihracattan büyük gelir sağladılar. Dokuma, işlenmiş deri, mor boya ve koku maddeleri ticaret dallarının başta gelenleriydi.

Fenikelilerin dili, Ken’an grubundan Sami dilidir. Alfabenin mükemmel hale getirilmesi ticaret işlerini kolaylaştırmıştı. Fenike yazılı metinleri ticari mahiyettedir. Mimarlıkta en çok kullandıkları malzeme, taş olmuştur. Evleri tek katlı olup, salonu, hamamı ve su kuyusu vardı. Tapınakları dikdörtgen şeklinde olup, koridorla avludan ve adak yerlerinden meydana gelir.

Finike, İ.Ö. II. ve I. binyıllarda Doğu Akdeniz’de iktisadî ve ticarî yaşam açısından önemli rol oynamış ülkedir. Suriye-Lübnan kıyılarındaki dar bir şerit üstünde yer alan, kuzeyde Amanus (ya da Amanos) sıradağlarıyla, güneyde Carmel dağıyla, batıda Akdeniz’le, doğuda da Lübnan dağıyla sınırlı olan Eskiçağ Fenikesi deniz kıyısında 300 km’den uzun bir şerit üstünde uzanıyor ve günümüzdeki Lübnan sınırlarını hafifçe aşıyordu. O tarihte sedir ağacı ormanlarıyla örtülü Lübnan dağını aşan ırmakların kıyı kesiminde kazdıkları vadilerde, çeşitli siteler kurulmuştu. Küçük koylar ve yüksek burunlarla ayrılmış olan kıyı kesimi, koruntulu limanların ve siyasal açıdan birbirinden bağımsız sitelerin kurulmasına olanak sağlamıştı; karayolundan ulaşımsa oldukça güçtü. Bu nedenle Fenike, denizcilik alanında son derece gelişti. Fenikeliler, o dönemde ticaret alanında büyük güçler olan Mısır, Anadolu, Yunanistan ve Girit’le rekabete giriştiler; ayrıca, çok iyi denizciler ve usta tüccarlar olduklarından, alfabeyi de bularak büyük bir devrim yaratmış oldular (İ.Ö. XIV. yy.-İ.Ö. X. yy.). Ne var ki, özgün bir kültürleri olma­sına karşın, Fenike siteleri, tarihleri boyunca komşu uygarlıkların etki­sinde kalmaktan kurtulamadılar.

Fenike Halkı Sami Kökenli

Sami kökenli bir halk olan Fenikeliler bölgedeki öbür Sami öbekler olan Aramîler ve Ken’anlılarla akrabadır­lar; ama kökenleri belirsizdir. III. Bin yıldan başlayarak kıyılarda yerleşmiş ve Ugarit (günümüzde Suriye kıyılarının güney kesiminde yer alan Ras Şamra’da) ile Byblos’un (günümüzde Beyrut’un 40 km kadar kuzeyinde yer alan küçük Lübnan kenti Cebail) limanla­rını kurmuşlardır. O dönemde, Fenike’nin önemli ticaret ve din mer­kezi Byblos ile başlıca sedir ağacı ve köknar kerestesi alıcısı olan Mısır arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Kuzeyde Ugarit, Mezopotamya’nın etki alanı içinde kalıyordu. II. Bin yılda, ülke Hyksos istilası sırasında (1700-1580) apansızın Mısır’ın koru­masından çıktı (Hyksoslar kuzeyden gelen ve Hititleri Anadolu’ya, Hurrileri de Yukarı Mezopotamya’ya sürükleyen göç dalgasıyla Fenike’ye püskürtülmüş olan Sami bir halktır). Ama Mısır’daki Yeni İmparatorluk dönemi firavunları (XVIII. ve XIX. sülaleler), Hyksosları kovarak, Güney Fenike üstünde yeniden ege­menlik kurdular.

 

Fenike Kent Devletleri

1580-1200 arasında, Fenike kıyıları bazen Hititlere bazen de Mısır’a bağımlı olan bir dizi kent devletiyle doldu: Byblos kralı Ribaddi ile Mısır firavunları Amenofis III ve Amenofis IV arasındaki diplomatik yazışma­ları oluşturan Teli al Amarna (Orta Mısır) tabletleri, Fenike kralının Mısırlılardan yardımcı askerî kuvvet istediğini ortaya koyar. Yalnızca Ugarit hükümdarları (Ammistamru I, Nikamadu II, Arhalbu, Ammis­tamru II, İbiranu, Nikamadu III, Hammurabi) Hititler ve Mısırlılar karşısında bağımsızlıklarını koru­mayı başardılar. Ugarit, en parlak dönemini XIV. yy. ve XIII. yy’lar ara­sında yaşadı. Kıbrıs ve Girit adala­rıyla ticaret yoğunlaşırken, limanın bir bölümüne de önemli bir Ege kolonisi kuruldu. İ.Ö. XII. yy’da deniz halklarının (adalardan ve Avrupa’nın Akdeniz kıyılarından gelen halk­lar) akınlarıyla Ugarit krallığının gücü sarsıldı ve Doğu Akdeniz’deki siyasal durum altüst oldu.

 

Fenike’nin Yükselmesi

Hitit ve Mısır imparatorlukları yıkıldı; Aramîler Kuzey Suriye’yi işgal ettiler; İsrail halkı Ken’an iline yerleşti. Fenike kıyısında “deniz halkları” kentlere yerleşip, yerli halkla kaynaştılar. Aralarında, güneyde Filistinlilerin (Filistin yöre­sine bunların adı verilmiştir) ve Çekerlerin de bulunduğu korsanlık yapan bu insanlar, Sur (Tir) bölge­sine sürekli akınlar düzenlediler. Üç yüzyıldan daha uzun bir süre içinde, İ.Ö. 1100-İ.Ö. 725 arasında Fenike en parlak dönemini yaşadı. Ama kuzeyde Arados-Simyra, güneyde de Sur, söz konusu dönem boyunca ege­menlik konusunda sürekli çekiştiler. Güney Akdeniz ticaretini tekeline alan, Kızıldeniz’deki yollan denetim altında tutan ve Lût Gölü yakınların­daki bakır yataklarını işleten İsrail krallığıyla bir anlaşma yapan Sur, Arabistan ve Akdeniz ülkeleri ara­sında ticaret seferleri düzenledi. Kuzey Afrika ve İspanya kıyılarına ulaşan Fenike gemileri ticaret acente­leri açarak (Kıbrıs, Malta, Girit, Sicilya, Sardinya) ve koloniler kura­rak Akdeniz’e ve batıya giden yollara egemen oldular. Kartaca’nın kurul­ması (İ.Ö.IX. yy. sonu), bu sömürge­leştirme siyasetinin doruk noktasını oluşturdu.

 

Yunanistan’a Bağımlılık

İ.Ö. 850 yılına doğru Asur, kendisine vergi ödeyen ve yavaş yavaş tam anlamıyla siyasal bağımlılık altına giren Fenike siteleri için, tehlike oluş­turmaya başladı. İ.Ö. 725 yılına doğru yöresel krallıklar ortadan kalktı; kentler kuşatıldı; Sidon (günümüzde Sayda) yerle bir edildi. Asur İmparatorluğu’nun yıkılmasın­dan sonra (İ.Ö. 612), bölge Babillilerin egemenliği altına girdi (İ.Ö. 612- İ.Ö. 539); daha sonra da Pers İmparatorluğu’nun bir satraplığı (eyaleti) haline geldi (İ.Ö. 539- İ.Ö. 339). Pers döneminde Fenike limanlan, yeniden zenginleştiler: Persler tarafından fet­hedilen Asya ile Akdeniz ülkeleri arasında, Fenikeliler, bu iki dünyanın birbirleriyle yaptıkları alışverişleri denetlemekteydiler. Fenike donan­ması, Perslerin yanında Yunanlılara karşı savaştı; bununla birlikte, Büyük İskender’in İ.Ö. 332’deki başa­rısına engel olamadı ve Fenike Yunanistan’a boyun eğmek zorunda kaldı. O tarihten sonra da Ortadoğu’nun (Suriye, Filistin, Fenike) bütün bu bölümü, batı imparatorluklarına bağlandı. Yunanistan’ın yönetimin­den (332-63) Roma yönetimine (İ.Ö. 63-İ.S. 330) geçti; daha sonra da Bizans imparatorlarının denetimine girdi (İ.S. 330-İ.S. 637).

 

Fenike Tarihi

XIX. yy’ın ortalarına kadar Fenike tarihi yalnızca Homeros (Odysseia), Herodotos, Sicilyalı Diodoros, Strabo, Plinius gibi Yunan ve Latin yazarlarının anlatılarından öğrenili­yordu. Fransız Ernest Renan 1856 yılında Fenike’yle ilgili araştırmalara girişerek, bu konudaki ilk arkeoloji kazılarını başlattı. Günümüzde, bil­ginlerin elinde, arkeoloji ve eski yazıtlar alanında, Fenike siteleriyle ilgili geniş bilgiler vardır. Yüzyıldan uzun süredir arkeologlar, Fenike’nin önemli merkezlerini bir bir ortaya çıkarmaktadırlar. En ünlü kalıntılar, Ugarit ve Byblos ile Beyrut’un güne­yindeki Sayda ve Sur’dadır. Bu şif­lerde bulunan çok sayıdaki belgeyi çözmeyi başaran yazıtbilimciler, site­lerin siyasal yaşamını ortaya koymuşlar ve sözgelimi Sur ile Sayda’yı karşı karşıya getiren rekabetleri açıklığa kavuşturmuşlardır (yine bu belgelerden öğrenildiğine göre, her kent bir kral tarafından yönetiliyor, ama kralın yetkileri, tüccar aristok­rasileri tarafından köstekleniyordu).

 

Ugarit’te 1929 yılında ortaya çıkarı­lan metinlerden, Fenike dininin, bek­lenilenin tersine çok belirgin bir tarımsal nitelik taşıdığı anlaşılmıştır. Bu denizciler toplumu, verimlilik tan­rılarına (Baal) tapınmış, hasat ve meyve tanrılarının (Mot ve Aleyin) ölümü ve yeniden doğuşu çevresinde özgün mitler oluşturmuşlardır. Fenikeli tanrılar arasında ayrıca Güneş tanrısı El, bolluk tanrıçası Astarte (Kartacalılar tarafından Tanit diye adlandırılmıştır); erkek tanrılar, çeşitli sitelerin efendileri (Sur’da MeIkart,Sayda’da Eşmun,Ar- vad’da [AradosJ Dagan) sayılabilir.

 

Alfabenin Bulunması

Alfabenin bulunması Fenikelilerin en özgün yaratışıdır. O dönemdeki uygarlıklar karmaşık yazı sistemleri kullanıyor, alfabelerde de çok sayıda işaretten yararlanılıyordu (Mısırlı­ların hiyeroglif yazısı; Babillilerin çivi yazısı; Mykenai’nin çizgisel B yazıları). Fenikeliler yalın ve alfabetik (yirmi iki saymaca işarete denk düşen yirmi iki ünsüz) bir yazı sistemi ortaya koymayı tasarladılar. Bu sonuca var­mak için yapılan girişimler, Ugarit ve Byblos’ta, XIV. yy’dan başlayarak, aynı tarihlerde gerçekleştirildi. Byblos’taki kazılarda bulunan Kral Ahiram’ın (Î.Ö. XIII. yy. ?) lahdinde, klasik Fenike dilindeki ilk yazıtlar yer almaktadır. İbraniler, Aramîler, daha sonra da Yunanlılar Fenike alfa­besinden esinlenmişler, Akdeniz ve Batı dünyasıysa, birkaç Bybloslu kâtibin yaratısı olan alfabeyi, Yunanlılar aracılığıyla öğrenmişlerdir.

 

Fenike Sanatı

Temelde değişik öğelerin bir araya gelmesinden oluşan Fenike sanatı, Fenike üstünde siyasal açıdan etkili olan uygarlıklardan çok şey almıştır. Sık sık tartışma konusu olan özgün­lüğü, her şeye karşın, çeşitli alan­larda kendini gösterir. Suriye-Lübnan kıyısında sürdürülen arkeoloji kazılarının koşulları, yakla­şık üç bin yıl boyunca Fenike şehir devletlerinde görülen Fenike sanatı­nın kesin ve eksiksiz bir biçimde öğrenilmesine pek elverişli değil­dir.

 

Gerçekten, Eskiçağ kentlerinin üstünde modern kentlerin kurulmuş olması, aynı sitin bütün arkeoloji düzeylerine ulaşmayı ve gerçek Fenike tabakasının ortaya çıkarıl­masını engellemektedir. En iyi korunmuş olan Byblos ve Uga­rit kentlerinden, III. ve II. Bin yıllarıyla ilgili çok sayıda, ama Fenike’nin İ.O. XIII. yy’da başlayan en parlak dönemiyle ilgili çok az bulgu elde edilebilmiştir. Bütün bu güçlüklere karşın, günümüzde Fenike sanatının, yerine ve dönemine göre, Mezopo­tamya, Anadolu, Mısır, Pers, Ege ve Suriye kökenli tema ve üslupların zaman zaman son derece başarılı biçimde yapılmış bir uyarlaması olduğu bilinmektedir.

 

Dinsel ve Dindışı Mimarlık

Dinsel mimarlık iki çeşit yapı içeri­yordu: Tanrılara saygı sunulan tapı­naklar; çocukların tanrılara kurban edildiği tofetler. Kartaca, Sus, Sicilya ve Sardinya gibi Fenike sitelerinde, tofet kalıntılarına rastlanmış, ama Fenike’de hiç bulunmamıştır. Tapınaklar bir surla çevrili büyük kutsal yerlerdi; dindarlar bu surun üstüne sunaklar, dikme taşlar, vb. yerleştirirlerdi. Mısır’ın etkisiyle, Fenike tapınaklarının çevresinde bazı ek yapıların yer aldığı görülür: Avlular; revaklar; havuzlar; vb. Eşmun’daysa (Sayda yakınlan) Pers etkisinin ağır bastığı gözlenir (İ.Ö. V. yy): Buradaki tapınağın sütun başlık­ları, Persepolis’teki gibi boğa burun­larıyla süslüdür. Pişmemiş tuğla ile kilden yapılan din­dışı mimarlık ürünlerinden günü­müze hiçbir şey kalmamış, bu konuda bütün bilinenler Asurlulardan kalma alçak kabartmalardan öğrenilmiştir. Tahkimli surlar ara­sında sıkışmış olan Fenike evlerinin taraçaları ve kubbeleri bulunduğu bilinmektedir. Eski yazarlar, Fenike­lilerin mimarlık ve şehircilik ala­nında çok usta olduklarını belirtmişlerdir.

 

Mısır Etkisindeki Heykelcilik

Yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkarılan alçak kabartmalarla süslü lahitler, dikme taşlar ve birkaç hey­kelden, Fenike heykelciliği konu­sunda bilgi edinilebilmiş ve bu yapıtlarda da Mısır etkisinin ağır bastığı gözlenmiştir. Babil kralı Yehavmilk’in (İ.Ö. V. yy.) steli üstünde, kral, saçlarını tıpkı Mısır tanrıçası Hathor gibi taramış bir tan­rıçaya tapınırken canlandırılmıştır; naos’lar (tapınağın, tanrıçanın hey­kelinin saklandığı en önemli bölümü), kanatlı disklerle ve üsluplaştırılmış yılan figürlerinden oluşan frizlerle süslüdür; birçok kabart­mada sfenkslerin yer alması da Mısır etkisinin bir başka belirtisidir.

 

Metal Vazolar ve Fildişi Eşyalar

Fenikelilerin sanat ürünlerinin en özgün olanları kuşkusuz metal vazo­lar ile fildişinden yapılma eşyalar­dır. Bütün Fenike sitelerinde altın, gümüş ve tunçtan yapılmış, kurban âyinle­rinde kullanılan son derece süslü kaplar bulunmuştur. Bu kapların bazılarında hayvan, insan, cin ve şey­tan figürleri almaşık olarak birbirini izler. Bazılarındaysa, av sahnelerine, savaş sahnelerine ve dinsel törenler­den alınma kesitlere yer verilmiş­tir. Başarılı denizciler ve usta tüccarlar olan Fenikeliler, öbür Akdeniz halk­larıyla aynı düzeyde sanat yapıtları oluşturmamışlardır; ama komşula­rından ve işgalcilerden çok şey almış olan Fenikeli sanatçıların yapıtla­rında, her şeye karşın, özgün bir yan vardır.

Kaynak

https://tr.wikipedia.org

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 23 ziyaretçi (47 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=