Mayalar

Mayalar

Maya uygarlığı, Kızılderili Maya halkları tarafından kurulan Kolomb öncesi Amerika uygarlıklardan biridir. Bir Orta Amerika uygarlığı olan Maya uygarlığı, binlerce yıl boyunca Meksika'nın güneydoğusundan, Honduras, El Salvador ve Guatemala’ya kadar uzanan Mezoamerika bölgesinde hüküm sürmüştür. Meksika’nın güneydoğusunda beş devlet kurmuş Mayalar (Campeche, Chiapas, Quintana Roo, Tabasco ve Yucatán), tarihleri boyunca yüzlerce lehçe üretmişlerdir ve bu lehçelerden bazıları günümüzde halen konuşulan 21-44 Maya dilinin oluşumunu sağlamıştır. Bu uygarlık MÖ 600 dolaylarında yükselişe geçmiş, M.S. III. yüzyılda altın çağına (Klasik Dönem, M.S. 250-900) adım atmış, kent-devletlerinin siyasi kargaşalar sonucunda çöktüğü M.S. 900’e dek, geniş bir alanda varlığını sürdürmüş ve İspanyol işgaliyle de sona erme sürecine girmiştir.

Maya uygarlığı birçok bakımdan sona ermişse de, yaygın inanışın aksine Mayalar yok olmamışlardır, halen bu ülkelerde yaşamakta ve Maya dillerinden bazılarını konuşmaktadırlar. “Eski Mayalar”ın (Mayaların bugünkü torunlarına kıyasla kullanılan deyim) astronomi, matematik, mimari ve sanat gibi birçok alanda ileri bir uygarlık düzeyinde oldukları görülmektedir. Rabinal Achí, Popol-Vuh, Chilam Balam gibi eserlerin bulunduğu Maya edebiyatı bu kültürün yaşamını betimlemektedir. İspanyol işgali 1697’de Itzá Mayaları’nın başkenti Tayasal’ın ve Guatemala’daki Ko’woj Mayaları’nın başkenti Zacpetén’in alınmasıyla tamamlanmış, son Maya devleti ise 1901’de başkentinin (Chan Santa Cruz)  Meksika tarafından işgaliyle ortadan kalkmıştır.

 

Mayaların yurdu üç bölgeye ayrılır: Güneyin “Yukarı Topraklar”ı, güneyin (ya da ortanın) “Aşağı Topraklar”ı ve kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı. ”Yukarı Topraklar” Guatemala ve Chiapas’ın irtifa seviyesi yüksek topraklarını kapsar. Güneyin “Aşağı topraklar”ı “Yukarı Topraklar”ın hemen kuzeyinde yer alır ve Meksika’daki Petén’i (Campeche), Quintana Roo’yu, kuzey Guatemala’yı, Belize’yi ve El Salvador’u kapsar. Kuzeyin “Aşağı Topraklar”ı ise Yucatán Yarımadası’nın kalan kısmını ve Puuc Tepeleri’ni kapsar.

 

Klasik-öncesi dönemden itibaren olağanüstü yapılar inşa eden ve Nakbé, Mirador, San Bartolo, Cival gibi büyük kentler kurmuş olan Mayaların klasik dönemde kurdukları ünlü kentlerden bazıları Tikal, Quiriguá (her ikisi de Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır). Palenque, Copán, Río Azul, Calakmul, Ceibal, Cancuén, Machaquilá, Dos Pilas, Uaxactún, Altún Ha, Piedras Negras’tır. Maya uygarlığının en ilgi çekici anıtları dinsel merkezlerdeki piramitlerdir. Ayrıca yöneticilerin sarayları ve duvar resimleri ve sıvayla süslü soylu kişilerin konutları da ilgi çekici anıtlar arasında yer alırlar. İlgi çekici Maya eserlerinden biri de, usta taş yontuculuklarıyla işledikleri, yöneticilerin şecerelerinin ve askerî zaferlerin betimlendiği, Mayalarca “tetun” (ağaç-taş) adı verilen anıtsal dikilitaşlardır. Mayaların ticari malları arasında yeşim taşı, kakao, mısır, tuz ve obsidyen taşı sayılabilir. Ön-Türkler gibi Mayalar da yeşim taşına özel bir önem vermişlerdir

 

Mayaların özellikle Klasik Dönem sanatı mükemmel bir işçilik gösterir. Gerek Palenque ve Copán’daki heykel ve kabartmalarda muhteşem bir incelik görülür. En büyük ve zarif dikilitaşlara Quiriguá’da rastlanmıştır. Günümüze kadar gelen sanat eserleri arasında en çok, mezarlarda keşfedilmiş, günlük yaşamda ve âyinlerde kullanılan çömlekçilik ürünleri bulunur. En eski ve en iyi korunmuş freskler San Bartolo’daki fresklerdir. Bonampak’taki eski freskler bölgedeki yoğun turizmin etkisi altında yavaş yavaş bozulmaya başlamıştır. Mayaların eski tiyatro oyunu Rabinal Achi günümüze dek süregelmiştir.

 

Sanatta Tüy Kullanımı

Sanatta değer verdikleri unsurlardan biri de tüy kullanımıydı. Kullanılan tüyler genellikle, Orta Amerika’da yaşayan “quetzal” (Pharomachrus mocinno) adını verdikleri kuşun renkli tüyleriydi. Bunları başlarına taktıkları gibi diğer süslemelerde de kullanırlardı. Başa tüy takma âdeti eski Mısır ilâhlarını betimleyen eserlerde ve Asya Şamanizmi’nde de görülür.

 

Seramik

Maya seramiği vazo ve tabaklardan kült objelerine uzanan zengin bir çeşitlilik gösterir. Seramik eserlerinin çoğu, geometrik motiflerle süslüdür, bu eserlerde hayvan ve insanların temsil edildiği de görülmektedir. Kalınlıkları fazla olmayan, ince ve simetrik tarzda yapılan Maya seramiklerinin genellikle cilalı, çok renkli, (kireç taşına dayalı renklendiricilerle boyanmış) ve bazen de tek rengin çeşitli tonlarıyla renklendirme tekniği kullanılarak (watercolor painting) hazırlanmış oldukları görülür. Seramik eserler genellikle açık fırınlarda, 800°C’ye varan ısılarda pişiriliyordu. Süslemeler genellikle Maya yazısıyla yazılmış metinleri, soylularla, askeri olaylarla ilgili sahneleri ve yöneticilerin ve doğaüstü yaratıkların betimlemelerini içerir. Sanat eserlerinden bazıları, soylularca imzalanmış olup ittifakları güçlendirmek üzere hediye olarak ya da mezarlara bırakılan ev eşyası olarak kullanılmıştır.

 

Heykeltıraşlık

Çeşitli heykel, kabartma ve dikilitaş çalışmalarında tahta, sıva, kireç taşı ve bazen de bir tür sıva kaplaması (kireç taşı tozundan, deniz kabukluları ve bitkisel katkılardan oluşan karışım hamuru) kullanmışlardır. Eserlerin çeşitli renklerde boyanmış oldukları görülür.

 

Heykeltıraşlıktaki ortak öğeler

Çiçekler

Kartal: Kutsal hayvandır.

Chac ya da Chaac: Şimşek, yıldırım ve yağmur ilâhıdır.

Chac Mool: Yağmur ilâhı Chac ile karıştırılmaması gereken bir dinsel semboldür ve bacakları bükük, başı yana bakar ve karnı üzerinde bir plaka tutar haldeki insanı temsil eden heykellere verilen addır.

Haç: Dört yönü, yataylığı, yani yeryüzünü, renk ve biçimlerin olduğu tezahürler âlemini simgeler.

İnen İlâh Ah Muken Kaab: Daima ayakları havada, baş ve kolları aşağıda ve yabanarısı kuyruğuyla yeryüzüne pike yapar tarzda betimlenir.

Steller: Dikilmiş tahtalar ve dikilitaşlardır. Genellikle önemli olayların anısına dikilmiş olup üzerlerinde desen, yazı ve takvimler bulunur.

Phallus (penis temsilleri): Muhtemelen bereket kültünün ürünleridir. Bunlara Uxmal’da bolca rastlanır. Tohumun toprağa girerek onu döllemesini veya gök ile yer ikileminde göksel olanı simgelediği sanılmaktadır.

Tüylü yılan-insan: İlâh Kukulkan temsilleridir.

Sakallı insan: Muhtemelen İlâh Kukulkan’ın temsillerinden biridir.

Jaguar: Kutsal hayvandır, yer altı âleminden geçen güneşi simgeler, tahtı ifade eder.

Kukulkan: Birçok şekilde temsil edilir. Genellikle tüylerle kaplı çıngıraklı yılan şeklinde temsil edilir.

Venüs gezegeni: Maya dininde dualite ilkesiyle ilişkili olarak temsil edilir.

Sancaktar: Bayrak taşıyan insan heykelleridir.

 

Resim

Fresk tekniğini uygulamışlar ve bazen kimi Bonampak, Chiapas resimlerinde görüldüğü gibi, kil çamuru kullanarak resimlere perspektif kazandırmaya çalışmışlardır. Resimlerde kişilerin profilden görünüşü hâkimdir. Resimlerde küçük yapılan insanlar genellikle sosyal sınıflaşmadaki alt sınıfın bireylerini ve köleleri temsil eder. Resimlerde birçok sıva tabakasının kullanıldığı da görülür. Bina duvarlarında ne amaçla yapıldığı ve ne anlama geldiği bilinmeyen el izlerine de rastlanır. Resimlerde kırmızı ve mavi rengin tonları tercih edilmiştir.

 

Müzik

Maya müziğinin temelinde iki enstrüman türü bulunur; üflemeli çalgılar (düdük, flüt, caracol) ile vurmalı çalgılar (tahta ile taştan yapılan ksilofon ve kaplumbağa kabuğu ile tahta çubuk veya kamıştan yapılan caparazon, davul). Müzik âletleri hakkında fazla bilgi bulunmamakla birlikte geleneklerinde gitar gibi telli çalgılar olmadığı bilinmektedir. Günümüzde hâlen, âyinlerde, Maya şamanları doğal konuşmaya benzer bir ritim ve makama dayalı melodi tarzında bir tür türkü okurlar. Şamanik ve âyinsel türküler şaman tarafından solo tarzında okunabildikleri gibi, birlikte de okunabilirler. Maya şaman türküleri doğaçlama söylenen, bazen nakaratlara da yer veren mısra kıtalarından oluşurlar (“âşıkların atışmaları” gibi). Maya şamanı, türkülerini bir insanı tedavi etmeye ya da bir evi kutsamaya yönelik ritüellerde de kullanabilir.


Dil ve Edebiyat

Sözlü dil

Uto-Aztek dil ailesine sokulan bu dil, Orta Amerika’da, özellikle Meksika’nın Yucatán, Campeche ve Quintana Roo bölgelerinde hâlen Mayaların torunları sayılan 6 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır. Maya dili aslında 21-44 dilden oluşan bir dil ailesi olduğundan, “lenguas mayenses” (Maya dilleri) olarak da ifade edilir. Bu dillerin ortak kökü en az 5.000 yıl önce proto-Mayalar’ın kullandığı aslî Maya dilidir. Maya dilleri gramatikal yapı ve tipolojik özellikleriyle diğer Orta Amerika dillerinden farklılık gösterir. Bu farklılık, örneğin fiillerin, özne ve nesnelerin gramatikal çekiminde ve çekilemez fiiller kategorisinde kendini gösterir. Maya dillerinden bazıları Kolomb öncesi dönemlerde Maya hiyeroglifik yazısıyla yazıya geçirilmiştir. Bu yazıların hatırı sayılır bir kısmı MÖ 900-250 dönemine aittir. Günümüzde yaklaşık 10.000 Maya yazıtı ve korteza kâğıdı üzerine yazılmış birkaç kodeks (elyazması) bilinmektedir. İspanyol işgali sonrasında bu dil, kayıtlara Latin alfabesiyle geçirilmiştir. Maya dillerinin kökeni olan, proto-Maya (Ön-Maya) dili de denilen aslî Maya dili, Kişe-maya ya da Kişey-Maya (Maya quiché) dilinde “eski Maya dili” anlamındaki “Nab'ee Maya' Tzij” terimiyle ifade edilir.

 

Bu dildeki ilk bölünme Meksika Körfezi kıyılarına yapılan göçle ortaya çıkmıştır. Maya dillerinin gramer yapısı diğer Orta Amerika dillerine kıyasla daha kolaydır. Türkçe gibi eklemeli bir dildir. Diğer eklemlemeli dillerden bazıları Quechua dili, Etrüsk dili, Moğolca, Fince, Macarca, birçok Kafkas (Abhazca vs.) ve Ural dilleri, Hatti dili, Pelasg dili, Lidya dili, Kızılderili dilleri, Sümerce, Bask dili, Eskimo dilidir. Meksika'da 2003’te yürürlüğe giren bir yasayla Maya dillerinden Maya Yucateco (Yukateko dili) aslî Kızılderili dilleri gibi, ulusal dil ilan edilmiştir. Günümüzde Maya dillerinin konuşulduğu ülkeler, başta Meksika ve Guatemala olmak üzere, Honduras, Belize (Britanya Honduras’ı) ve El Salvador’dur.

 

Türkçe ile Maya dili arasında birçok alanda benzerlikler göze çarpmaktadır. İlk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan bu benzerlikleri saptama çalışmasına son zamanlarda dilbilimciler de katılmaya başlamıştır. Maya dili ile Türkçedeki benzerlikler konusunda araştırma yapan Stig Wikander “Mayaca ve Altayca, Maya dilleri ailesinin Altay dilleri ailesiyle akrabalığı var mıdır?” adlı makalesinde saptadığı bazı benzerlikleri sunmuştur. Nitekim son bilimsel araştırmalar Maya dilinin de dâhil olduğu Amerindiyen dil ailesinin yaklaşık 16.000 yıl öncesine dek Sibirya’da yaşayanların diliyle ortak bir kökene sahip olduğu yönündedir.


Yazı Sistemi

Bulgular MÖ III. ve IV. yüzyıllarda bile Mayaların yazı sistemini kullandıklarını göstermektedir. Maya yazısından önce de Orta Amerika’da çeşitli yazı sistemlerinin kullanıldıkları (Zapotek yazısı, Olmek yazısı vs.) bilinmektedir. Bunlardan biri Olmec ile Maya yazısı arasında bir “geçiş yazısı” denilebilecek Epi-Olmec yazısıdır. Bununla birlikte 5 Ocak 2006’da National Geographic tarafından yayımlanan Maya yazısı inceleme sonuçları Maya yazı sisteminin hemen hemen en eski Orta Amerika yazı sistemleri kadar eski olduğunu göstermektedir. Kısa kısa da olsa, çoğu anıtlar, tabletler, steller (dikiltaşlar ve tahta levhalar) ve çömlekçilik ürünleri üzerine yazılmış olmak üzere, günümüzde yaklaşık 10.000 Maya yazıtının ya da metninin varlığı bilinmektedir. Bunlardan başka Mayaların, özellikle çeşitli incir ağacı türlerinin ağaç kabuklarından elde ettikleri kâğıtlara kaydettikleri boyalı metinler mevcuttur. Maya yazı sisteminin çözülmesi uzun ve zahmetli bir inceleme sürecinden sonra mümkün olmuştur. İlk kısmi çözümler XIX. yüzyılın sonunda başlamışsa da, yazının çözülmesi konusunda esas önemli gelişmeler 1960’lı ve 1970’li yıllarda olmuştur ve günümüzde Maya metinleri tümüyle olmasa da, yeterince okunabilmektedir. Maya dilinin çözülmesi konusunda emek harcamış isimlerden bazıları Constantin Rafines, Yuri Knorozov, Ramón Arzápalo Marin’dir.

 

Ne yazık ki İspanyol papazlar işgalden kısa süre sonra ele geçirdikleri tüm Maya kitaplarını yakıp yok etmişlerdir. Arkeolojik sit alanlarındaki taş yazıtların, tabletlerin yanı sıra, günümüze ancak üç Maya elyazması ve birkaç sayfadan ibaret bir metin kalmıştır. Maya kazılarında sık sık, alçıdan yapılma dikdörtgen tabletler keşfedilmektedir, fakat üzerlerinde organik izler kalmadığından, dolayısıyla tarihlendirme çalışmaları yapılamadığından, yaşlarının saptanması konusunda ancak varsayımlarda bulunulmaktadır. Son incelemeler, Mayaların yazı sisteminde, aynı sözcüğün yazımında hem alfabetik sistemin hem de ideografik sistemin bir arada kullanıldığını göstermiştir. Yani Maya dillerinin yazımında karmaşık, bilinen anlamda alfabetik olmayan bir yazı sistemi kullanılmıştır. Bu, kısmen logografik, kısmen de hecesel seslere dayalı bir karışımdan oluşan yazı sistemidir; bir başka deyişle, eski Mısır yazısında ve Çincenin Çin yazısı ve Japoncanın kanji yazısında da olduğu gibi kelime ve fikirleri belirten ideogramların yanı sıra, ayrıca sesleri belirten fonetik sembollerin de kullanıldığı bir karışımdan oluşmuştur.

 

Alfabeleri olmayan Mayaların kullandıkları fonetik sistem rébus (karışık olarak verilmiş harfleri veya işaretleri belli bir sıralamayla bir araya getirerek bir sözcük veya cümle oluşturma) türünde bir bulmaca çözme oyununa benzetilebilir. Her glif birbirini tamamlayan iki ayrı biçim içerir. Biri temsilî biçimdir, ötekisi ideogram olan sembolik biçimdir ki, bu ikincisi genellikle stilize halde olur. Gliflerin çoğu birkaç öğenin birleşimi olarak karşımıza çıkar ki, temel öğe sıfat, zarf, edat vb. gibi takılar, ekler alır. Dolayısıyla Maya yazısının çözülmesi son derece zordur. Çözülen gliflerin ifade ettikleri cümleler de kimi zaman yoruma muhtaçtır. Bununla birlikte yaklaşık 800 glifin (bir işaretin grafik temsili, karakter, hiyerogliflik yazıyı oluşturan parçalar) ya da işaretin kullanıldığı Maya yazısının günümüzde yaklaşık % 80'i çözülebilmiştir. Glifler hece birleşimlerini (sözcük) ifade ederler.

 

Maya hiyeroglifleri ya anıtlar ve mimari eserlerde genellikle taş veya tahta üzerine işlenmiş ya da kâğıt, alçı duvarlar ve seramik objeler üzerine resmedilmişlerdir. Bitkilerden elde edilmiş kâğıt genellikle 20 cm eninde, birkaç metre uzunluğunda olurdu ve yazıldıktan sonra akordeon gibi katlanırdı. Maya ülkesinin Aztek dilindeki adında “al ve karanın ülkesi” bulunan renkler gibi kırmızı ve kara renkli mürekkepler kullanmışlardır. Bu yazı göründüğü kadarıyla çoğu zaman dini amaçlarla uygulanıyordu. Yazıcılar toplum içinde önemli bir konuma sahipti.

 

Maya dillerindeki sözcükler, Latin alfabesiyle yazıldıklarında, kimi zaman, yazıldığı gibi okunmamaktadır. Örneğin, “Chichimec” adı “Çiçimek” olarak, “Kukul-cán” ya da “Kukulkán” adı “Kukuul kaan” olarak, Chilam Balam” adı “Çilam Balam” olarak, “Yucatán” ise “Yukatan” olarak okunur. Maya sözcüklerinde; İngilizce, İspanyolca veya diğer Latin alfabeli dillerden biriyle yazıldığında, kaleme alındığı alfabeye bağlı olarak, çoğu zaman, “ch” harfleri Türkçedeki “ç” sesiyle, “c” harfi Türkçedeki “k” sesiyle, “j” harfi genellikle Türkçedeki “h” ve nadiren “ks” sesiyle, “tz” harfleri Türkçedeki “ts” sesleriyle, “nh” harfleri Türkçedeki “n” sesiyle,“x” harfi genellikle Türkçedeki “ş” sesiyle, sözcüğün ortasında yer aldığında bazen Türkçedeki “h” gibi okunmaktadır. Özellikle İspanyol işgali sırasında Maya sözcüklerinin İspanyolcaya uyarlanarak yazılmış olduğu görülmektedir; İspanyolcada birkaç istisna dışında “h” harfi okunmaz, yani hiçbir sese karşılık gelmez.

 

Maya elyazmaları İspanyol işgalcilerle, zamanın tahrip edici etkisiyle ve nemle tahrip edilmiş olduğundan Maya edebiyatına ait pek fazla örnek bulunmamaktadır. Elimizde bugün yalnızca, kurtulmuş dört eser vardır:

 

Maya dillerinden, Chilam Balam Yucateco dilinde, Popol Vuh Quiché dilinde, Cakchiquel tarihsel kayıtları ise Cakchiquel dilinde Latin alfabesi kullanılarak yazılmışlardır. İspanyollarca kaleme alınmış olduklarından, İspanyol etkileri taşıyabilecekleri ve özgün hallerine oranla bazı değişikliklere uğramış olabilecekleri konusunda kuşkular vardır. Yine de sonuçta, İspanyol işgali altındaki Mayaların kitaplarıdır. Nitekim Acrópolis, Toniná, Chiapas kentlerinde keşfedilen eski yazıtlar Popol Vuh’u doğrulamaktadır.


Matematik, Takvim ve Astronomi

Orta Amerika’nın diğer Kolomb-öncesi halkları gibi, Mayalar da on tabanıyla değil yirmi tabanıyla, yani yirminin kuvvetleriyle sayıyorlardı. Bu sistemin taban değeri 5’ti. Klasik-öncesi Mayalarda (ya da selefleri olan Olmeklerde) sıfır kavramının mevcut olduğu bilinmektedir. Yazıtlar, yüz milyonlu sayılarla hesaplar yaptıklarını ve belirttikleri tarihlerin çok eski zamanlara uzandığını ortaya koymaktadır. Son derece kesin astronomik gözlemlerde bulunmuşlar, Ay ve gezegenlerin hareketlerinin diyagramlarını yapmışlar, Güneş tutulmalarını önceden tahmin edebilmişlerdir. Diğer Orta Amerika uygarlıkları gibi, Avrupa’da kullanılan Jülyen takvimininkine kıyasla çok daha kesin bir “Güneş yılı”na dayalı bir takvime sahiptiler.

 

Mayaların zamana ilişkin çalışmalarında esas olarak iki takvimleri vardı: “Tzolkin” denen takvim dinsel nitelikliydi, bu takvime “kutsal yıllık”, “büyülü takvim”, “âyin takvimi” de denirdi. “Haab” denilen takvim ise Güneş takvimiydi. Güneş yılını Mayalar 365,2420 gün olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür. Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayaların hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi.

 

Dinsel takvim 260 (20x13), güneş takvimi ise 365 günden (kin) oluşuyordu. 365 günlük güneş yılını 20 günlük 18 ayın sonunda, eski Mısırlılar ve Yunanlardaki epagomenayı andırır tarzda, yaptıkları beş günlük ilaveyle elde ederlerdi ki, buna bu yüzden “muğlak yıl” da denir. Her iki takvim için 18.980 günlük bir dönem sonunda, yani 365 günlük 52 yıl veya 260 günlük 73 yıl sonra bir çakışma söz konusuydu, bu dönem 52 “muğlak yıl” olarak belirtilir.

 

Maya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen “Venüs yılı”(synodic period) da daha o zamanda hassas bir biçimde saptayabilmişti. Mayaların 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583.92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar Venüs’e (Chak ek) bilinmeyen bir nedenle neredeyse Güneş’ten bile daha fazla önem vermişlerdir. Mayaların “Venüs yılı periyodu” Dresden Elyazması’nda görülebilir. Kimileri Mayaların Venüs’e verdikleri bu önemi, kadim zamanlarda bölgeye Venüs’ten gelmiş olabilecek ziyaretçilere bağlar. Ayrıca, 65 “Venüs yılı” süren her dönemin sonunda, “Güneş yılı”nın, “dinsel yıl”ın ve “Venüs yılı”nın başlangıcının 52 “muğlak yıl” süren yeni bir dönemin başlangıcıyla tam olarak çakıştığını gözlemlemişlerdir. Ancak dünyanın dolanım süresi aslında 365,2422 gün olduğundan, bu sistemde “muğlak yıl” sürekli olarak Güneş yılından önde gitmekte, giderek aylar mevsimlerden uzak düşmektedir. İlginçtir ki, Mayaların bu sorunu bir şekilde aştıkları, “tropikal yıl”ı bildikleri görülmektedir. Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi (kavuşum ayını) 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır.

 

Dünya insanlığının çok uzun zaman boyunca var olduğuna ve tufan benzeri birçok yıkım dönemi geçirmiş olduğuna inanan Mayalar, takvimlerinin yanı sıra, “uzun hesap” denilen oldukça uzun dönemleri içeren, şaşırtıcı bir zaman hesabı sistemi kullanmışlardır. Bu sistemin başlangıç noktası tam olarak MÖ 3113 yılının 12 Ağustos günüdür. S.G.Morley’e göre bu, “ilahların doğum tarihi” olarak görülen bir tarihti. Tarihler ile süreler, Ay, Güneş ya da Venüs yılıyla değil, tekrarlanan bu uzun dönemlerin katlarıyla ifade ediliyordu. Bu sistemde 7.200 güne “1 katun”, 144.000 güne “1 baktun”, 2.880.000 güne “1 pictun” deniyordu. En uzun dönem olan “alautun” ise 23,040,000,000 günü (yaklaşık 63 milyon yıl) kapsamaktadır


Maya Kültürünün Çöküşü ve Çağımızdaki Çatışmaları

Teotihuacan’ın klasik dönem sonlarındaki düşüşüyle Maya toplumları önce bir sarsılma dönemi geçirmişse de bu olay, daha sonra Maya halklarının “Yukarı Topraklar”da (Tierras Altas) yeşerecek büyük, yeni yerleşim yerlerinin çekirdeklerini kurmalarını sağlamıştı. Tikal, Toniná, Yaxchilán gibi birçok kent böyle yeşermiş ve IX. yüzyıl ile X. yüzyıl arasında doruğa ulaşmışlardı.

 

Temel Maya merkezlerinin çöküşe geçme nedeni çoğu kimse için halen bir sır durumundadır. Bununla birlikte arkeolojik araştırmaların verilerine dayanan birçok kimse de bu konuda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Her şeyden önce aralarında sürekli savaş yapan küçük devletler söz konusuydu. Savaşlar ve işgaller bir zayıflama nedeni olarak düşünülebilir. Öte yandan bu dönemde, sonuçları El Niño kasırgasının sonuçlarını andıran bir iklimsel düzensizliğin meydana geldiği görülmektedir. İklimlerdeki değişiklikler Maya bölgesinde tarıma ağır bir darbe vurmuş olabilir. Ayrıca, yaşanılan doğal âfetler, din adamları sınıfının ilâhi konularda etkili olamadığını ortaya koymuş ve otoriteleri zayıflayan din adamları kıtlıktan ve yaşam için elzem olan maddelerden yoksun kalmalarından dolayı halk tarafından suçlanmış olabilir.

 

Klasik dönem sonlarındaki çöküşün belirtilerinden biri, birtakım olayların anısına dikilen dikilitaşların 889’dan sonra, artık dikilmemesi ve büyük mimari yapıların yapılmamasıdır. Sonraki yüzyıllarda görülen bir başka belirti ise, Orta Amerika’nın takvim yazıtlarında kesinliğiyle ünlü Uzun Hesap sisteminin tekrar (artık) kullanılmamış olmasıdır ki, bu, kültürel geleneğin sona ermiş olduğunu gösterir. Küçük grupların göçleri olmuşsa da Yucatán’a büyük bir göçün yapılmış olduğuna dair herhangi bir belirti yoktur.

 

Maya halkı kendi bölgelerinde kalmış ve sonunda eski imparatorluk kadar muhteşem bir duruma varmayacak olsalar da, yeni bir gelişme sürecine girmişlerdir. Klasik-sonrası dönemde “Yukarı Topraklar” kent devletlerinin ya da beyliklerinin en önemlisini Quiché’ler (Guatemala) kurmuştur. Maya halkları çağımızda, yeni cumhuriyetlerin kendilerine karşı yaptığı çeşitli girişimlere rağmen yok olmamayı başarmışlardır. Meksika'nın açtığı, Yucatán’daki Mayaların başkaldırısını önlemek üzere, binlerce Maya yerlisinin yok olduğu, sürgün ve esir edildiği Caste (Castas) Savaşı buna örnek olarak gösterilebilir. Guatemala’daki sivil çatışma (1966-1982) da çoğu Maya soyundan gelen yerliler olan 40.000-200.000 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştır. Mayalardan hayatta kalanlar halen Meksika’nın güneydoğusunda, Belize’de, Honduras’ta, El Salvador’da ve Guatemala’da yaşamaktadırlar (bu son ülkede etnik toplulukların en büyüğü durumundadırlar).


Mayaların Gizemi ve Bazı İddialar

Tekerlek gibi araç gereçlere sahip olmaksızın devasa yapılar inşa etmiş olan Mayalar, gerek mimarileri bakımından, gerek olağanüstü matematik, takvim ve astronomi bilgileri bakımından, gerekse kentlerini bilinmeyen bir nedenle âniden terk etmeleri bakımından kimilerine gizemli bir uygarlık olarak görünmektedir. Gizemli konulara ilgi duyan yazarlar ve ufologlar Mayaların bazı alanlardaki olağanüstü bilgilerini, battıkları ileri sürülen efsanevi kıtalardan gelmiş olmalarına ve uzaylılarla temas kurmuş olmalarına bağlarlar.  Bunlara göre, Maya metinlerinde ve Maya sanat ve mimarisinde dünyanın bu eski devirlerine ve uzaylılarla irtibatına ilişkin işaretler bulunmaktadır ve aslında, Maya tarihinde bir ilerleme değil, bir çöküş, yüksek bir uygarlık düzeyinden gerileme yaşanmıştır. Bugün nasıl ileri toplumların yanı sıra, halen bazı ilkel düzeyde toplumlar bulunuyorsa, Mayaların ileri bir uygarlık düzeyinde bulundukları dönemde, bölgede geri bir düzeyde yaşayan topluluklar da vardı; uygarlığın hep gelişme göstermiş olduğu tezinden hareketle oluşturulan tarih yanlışlıklarla doludur. Gelişme gösteren topluluklar olduğu gibi, ileri bir düzeydeyken MÖ 10.000 yıllarından itibaren gerileme ve çöküş sürecine giren topluluklar da vardır ve kozmik irtibatla bir süre dengede kalabilmiş topluluklar da olabilir.

 

“Mayalar” adlı kitabında Mayaların geçmişte manyetik eksenin ve kutupların yer değiştirmiş olduğunu bildiklerini, ayrıca 405 dolunayın 11.960 günlük periyodunu ve 25.626 yıllık presesyon periyodunu hesaplamış olduklarını ileri süren Yılmaz Aydın, konuya ilişkin olarak şu fikri savunur: “Nasıl günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaşanırken diğer yanda dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlar ilkel koşullarda yaşamlarını devam ettiriyorlarsa, geçmişte de bir yanda Maya uygarlığı varken, diğer yanda Orta Amerika’da geleneklerinin etkisi altında oldukça geri düzeydeki toplumlar var olmuştur. Bugün teknolojiyi sindirmeden yaşayan topluluklara bakıp tüm XXI. yüzyıl hakkında ‘ilkel topluluk’ damgası vurulamayacağı gibi, geçmişteki kültürel anlamda gelişmemiş bazı topluluklara bakıp o dönem hakkında da kesin yargılarda bulunamayız”.

 

Yılmaz Aydın, ayrıca, kitabında, Maya efsanelerine göre, Uxmal kentinin, ıslık çalarak taşların kendiliğinden yerinden kalkmasını sağlayan, yok olmuş bir cüce ırk tarafından kurulmuş olduğuna değinir ve "Uxmal’da yemeği bile yarıda bırakarak yok olmuş bir halka ait, yarısı yenmiş yemek tabakları halen durmaktadır. Kimden ya da neden kaçtılar, bilinmiyor" der.

 

Mayalarla ilgili bir başka gizem de Maya kazılarında keşfedilen kristal kafatasları ve Yucatán'da keşfedilmiş, dünyada pek rastlanmayan anormal kafatasları oluşturmaktadır. Bazı araştırmacıların Mayaların kutsal kitabı Popol Vuh’a yer alan bilgileri yorumlamasına göre Mayalar yeryüzündeki canlıların bugüne dek her biri çok uzun zaman dilimlerini kapsayan ve tufan benzeri yıkımlarla sona eren dört çağ ya da devir geçirdiği belirtilmektedir.

 

Kaynak

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 35 ziyaretçi (118 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=