Persler

Persler

İran’da yerleşmiş olan Persler MÖ. VI. yüzyılın sonlarında batıya doğru ilerleyerek Lydia Krallığı’nı yıkıp Ionia kentlerini birer birer ele geçirmişlerdi. Anadolu’daki yönetimi düzenlemek üzere Sardes ve Daskleion’da merkezleri bulunan iki satraplık kurulmuş, Batı Anadolu’da kentler bu satraplara bağlanmıştır. Bu dönemde de yerli Anadolu kültürlerinin gelişmesi sürmektedir. Topluluklar dinsel inançlarında zorlanmamışlardı. Ticaret korunmuş ve yeni karayolları yapımı ile ulaşım daha da kolaylaşmıştır.

Pers sanatı özellikle Persepolis ve Susa saraylarında mimari ve heykeltıraşlıktaki başarısını ortaya koymaktadır. “Apadana” adı verilen çok sütunlu salonlarda kralların büyüklüğü ve gücüyle orantılı kabul törenleri düzenlenmiş olmalıydı. Persepolis sarayının anıtsal merdivenlerindeki kabartmalarda Pers kralına getirilen armağanlar uzun şeritler halinde anlatılmış ve ona bağımlı olan ülkeler gösterilerek zenginliği vurgulanmıştır. Ayrıca madenlerin işlenmesi ile çeşitli biçimlerde ve zengin kabartma bezemeli metal kap işçiliği gelişmekte ve Batı’yı etkilemektedir.


Pers egemenliği altında siyasal bağımsızlıklarını kaybetmeleri ve ekonomilerinin sarsılması Ionia kentlerini ayaklanmaya sürüklemiş ve Pers Savaşları başlamıştır. Yıllarca süren bu savaşlarda her iki taraf da büyük acılar çekmiş, kahramanlıklar göstermiş ve Yunan sanatında çeşitli anıtlar üzerinde savaşlar anlatılmıştır. Persler, Atina Akropolü’ne kadar ulaşmış ve yapıları yıkmışlardır. Plataiai savaşında Perslerin yenilmesiyle geri çekilme başlamıştı. Bu savaşın sonunda Delphoi Apollon’una armağan edilen altın kazan birbirine sarılmış üç yılan tarafından taşınıyordu.


Bugün Sultan Ahmet Meydanı’nda “Burmalı Sütun” adı ile tanınan taşsız gövde, kazanı taşıyan anıtın yıllarından günümüze ulaşabilen alt bölümüdür. Bu yılanlardan birine ait başın parçası İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.


Anadolu’nun Pers egemenliği altındaki dönemde, Pers sanatının Yunan sanatı ile karşılaşması sonucunda ortaya çıkan ilgi çekici üslup Daskleion yöresinde bulunan kabartmalarda görülebilir.

 

Persepolis

İran tarihinin en görkemli dönemi hiç kuşkusuz M.Ö. VI. yüzyılda yaşamış olan ünlü Pers Kralı Darius dönemidir. Batı Anadolu’dan Hindistan’a, Ön Asya’da geniş ve görkemli bir imparatorluk kurmuş olan kral Darius, birçok küçük krallıkları kendisine bağlamış, bu özelliğinden dolayı da “Krallar Kralı” unvanını alarak yedi düvele nam salmış. Böylesine bir görkem ve kudrete sahip bir kral olur da onun gücü ve görkemini simgeleyen büyük bir taht ya da sarayı olmaz mı? Olur elbet. Nitekim Pers Kralı Darius gücünün doruğundayken başkent Persepolis’te bugün İranlıların “Taht-ı Cemşid” adını verdikleri büyük bir taht ve şanına yakışır bir saray yaptırmıştır.

İran’ın tarihi dokusuna biraz olsun tanıklık etmek gerekiyorsa yolu bu ülkeye düşenlerin ilk görmesi gereken tarihi kalıntılardan biri, hatta birincisi hiç kuşkusuz Persepolis’teki antik kalıntılarıdır. Kavurucu yaz sıcaklarında bu ülkeye gidenler bile sabahın ilk saatleri veya akşam serinliğinde ülkenin Şii merkezi sayılan Şiraz kentinden bir arabaya binip 55 km kuzeye giderek Antik Çağ’daki bu görkemli sarayın kalıntılarıyla hasret gidermelidir. Geniş Şiraz Ovası’na hâkim bir tepeye sırtını dayamış olan Persepolis’i ziyaret edenler sadece Pers kültürü ve Kral Darius hakkında bilgilenmeyecek, sarayın görkemli sütunları arasında dolaşırken Makedonyalı Büyük İskender ve onun görkemli ordusunun da bıraktığı derin ve yıkıcı izleri de yakından göreceklerdir.

Darius’un Şehri Persepolis

Pers İmparatorluğu’nun başkenti olan Persepolis, M.Ö. VI. yüzyıl sonlarına doğru Pers Kralı I. Darius (Dârâ) tarafından kurulmuş. Bu antik kent içindeki en görkemli yapı ise tabii ki kralın sarayı olmuş. Saray taşıma toprakla yapılan, tepesi 473 metre uzunlukta, 86 metre genişlikte ve 13 metre yüksekliği olan yapay bir tepe üzerine inşa edilmiş. Sarayın bulunduğu bu taraçaya iki geniş merdivenle çıkılıyor. Merdivenlerin yan duvarları Kral Darius’un rakiplerine gözdağı vermek ve gücünü göstermek için yaptırdığı devasa büyüklükteki  kabartma heykellerle doldurulmuş.

Darius’tan sonra tahta çıkan diğer Pers imparatorları da bu sarayı kendilerine mekân olarak seçmiş ve her defasında biraz daha büyütüp genişletmiş. Taht salonunda, her biri 20 metre yükseklikte olan ve üzerinde 2 metre yükseklikte başlıkları olan 100 sütundan şimdilerde sadece birkaç tanesi ayakta kalabilmiş. Sütun başlıklarının çoğu insan, boğa ve at başı şeklinde yapılmış. Sarayın iki büyük sütunla tutturulan kapısının yüksekliği 11 metreyi buluyor. Kapıdaki sütunların önünde, yüzleri insan şeklinde olan iki boğa heykeli yer alıyor.

Darius’un, Mısır’ın güneyindeki granit ocaklarından (obilisk taşı) getirilen blok taşlarla yapılmış “Apadama” denilen tören salonu tamı tamına 10.000 kişi alıyormuş. Bu kadar büyük bir kapalı salon günümüzde de dâhil olmak üzere başka hiçbir sarayda bulunmuyor. Hazine sarayının geniş avlusuna açılan dört büyük ahşap kapısından bazıları yok olmak üzereyken renkli ve süslü alçılarla kaplanmış. Sarayın kalıntıları üzerinde dolaşırken özellikle geçiş bölümlerinde sıra sıra dizilmiş heykel kalıntıları bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş. Bu büyük sütun kaideler üzerinde, Perslerin sosyal yaşamını ve inançlarını yansıtan çok sayıda heykel bulunuyor. Bunlar iyilik sembolü olan yarı insan bir savaşçıyla kötülük sembolü olan bir canavarın mücadelesini anlatıyor. Bu mücadeleden her defasında zaferle çıkan ise tabii ki iyilik sembolü olan Darius oluyor.

Taht-ı Cemşid ve Nakş-ı Rüstem

Persepolis’in yakınındaki kayalık dağın yamaçlarında birbirinden 8-10 km uzaklıkta, kayalar oyularak yapılan ve saray görünümlü iki kaya mezarı bulunuyor. Bizim Batı Anadolu’daki Frigya döneminden kalma  yamaçlardaki büyük kayaların oyularak yapıldığı kral mezarlıklarına benzeyen bu mezarlar “Taht-ı Cemşid” ve “Nakş-ı Rüstem” olarak anılıyor. Bunlardan ilki Darius’a ait. Nitekim M.Ö. 331’de Büyük İskender Anadolu’dan başlayıp büyük doğu seferine çıktığında Orta Asya’yı da aşarak Hindistan’a kadar geçtiği tüm toprakları titretirken bu hışımdan en fazla nasibini alanlardan biri de Persler ve Darius olmuş. Büyük İskender’in sayıca daha az olmasına rağmen dâhiyane bir taktikle Pers ordusunu birkaç saat içinde bozguna uğratıp, Darius’u ortadan kaldırmasıyla birlikte saraya girdiğinde büyük bir şok yaşadığı söylenir.

Gözünün gördüklerinin o güne dek hayal ettikleriyle dahi boy ölçüşemeyecek kadar güzel olduğunu fark ettiğinde, tedirgin olmaya başladı. Burnuna gelen kokuların, dokunduğu çiçeklerin, eğilip pınarlardan içtiği şarapların, ağaçların altında sere serpe yatan hurilerin ve gözünün gördüğü ne varsa hepsinin ilâhi bir mükemmellikte olduğunu görünce “Cennet artık benim oldu” dediği söylene gelir. Ne var ki Hint Seferi’nden dönerken Persli bir kadınla ateşli geceler yaşadıktan sonra başına gelen zehirlenme faciasından sonra askerlerine biraz kıskançlıktan dolayı tarihteki bu en görkemli sarayı yağmalattığı ve sonunda da yakıp yıktırdığı biliniyor. Bu yağmalamanın asıl nedeninin Perslerin, İskender’inkilerden daha güzel bir kenti olmasından kaynaklandığını söyleyen tarihçilerin sayısı da hayli fazla.

Persepolis, İran’ın Fars Eyaleti’ndeki Şiraz şehrinin 70 km kuzeydoğusundadır. Pers İmparatorluğu’nun başkenti olan Persepolis, MÖ VI. yüzyıl sonlarına doğru Pers Kralı I. Darius (Dara) tarafından kurulmuştur. Darius'dan sonra tahta çıkan I. Serhas (Xerxes) ve Artakserkses (Ardaşir) şehri büyüterek harika anıtlarla doldurmuşlardır.

Saray

Persepolis’te kral sarayları taşıma toprakla yapılan, tepesi 473 metre uzunlukta, 86 metre genişlikte ve 

13 metre yüksekliği olan yapay bir tepe üzerinde bulunmaktaydı. Sarayların bulunduğu bu taraçaya iki geniş merdivenle çıkılıyordu. Merdivenlerin yan duvarları kabartma heykellerle doludur. Gerek Kyros’un Pasargadai’daki anıtsal mezarında, gerekse Persepolis’teki büyük saray kompleksinde Yunan mimarlar ve ustaları çalışırlardı.

Kserkses’in taht salonunda, her biri 20 metre yükseklikte olan ve üzerinde 2 metre yükseklikte başlıkları olan 100 sütun bulunuyordu. Başlıklar boğa ve insan şeklindeydi. Sarayın iki büyük sütunla tutturulan kapısının yüksekliği 11 metredir. Kapıdaki sütunların önünde, yüzleri insan şeklinde olan iki boğa heykeli vardır.

Tören Salonu

Dârâ’nın Mısır’daki ocaklardan getirilen blok taşlarla yapılmış “Apadama” denilen tören salonu 10.000 kişi alıyordu. Bu kadar büyük bir kapalı salon başka hiçbir sarayda görülmemiştir. Hazine sarayının geniş avlusuna açılan 4 büyük ahşap kapısı vardı ve bunlar renkli ve süslü alçılarla kaplıydı.

Persepolis’te büyük sütun kaideler üzerinde, Perslerin inançlarını yansıtan heykeller vardır. Bunlar iyilik sembolü olan yarı insan bir savaşçı ile kötülük sembolü olan bir canavarın mücadelesini ve iyilik sembolünün zaferini gösterir.

Kral Mezarları

Persepolis’in yakınındaki kayalık dağın yamaçlarında birbirinden 8–10 km uzaklıkta, kayalar oyularak yapılan ve saray görünümlü iki kaya mezar vardır. Frigya kral mezarlarına benzeyen bu mezarlar “Taht-ı Cemşid” ve “Nakş-ı Rüstem” olarak anılırlar. Bunlardan biri Darius I'in mezarıdır. MÖ 331'de Büyük İskender Persleri yenerek şehri yaktı. Bundan sonra şehir toprak yığınları altında kendi haline terk edildi. 1930’larda başlayan arkeolojik çalışmalarla şehir yeniden ortaya çıkarılmıştır.

Eski Pers İmparatorluğu kabaca bugünkü İran İslâm Cumhuriyeti’nin, eski Persia ise bugünkü Fars Eyaleti’nin (Şiraz bölgesi) topraklarına karşılık gelir. Pers İmparatorluğu sürekli olarak komşularında gıpta uyandırmıştır. Makedonya kralı Filippos’un rüyasını gerçekleştirmeye çalışan oğlu Büyük İskender, bu toprakları fethederek Doğu ile Helenizm’i birleştirmek istemiş ancak eseri kalıcı olmamıştır.

İran toprakları yüksekliği genelde 1000 m’yi aşan, yüksek yaylalardan oluşur. Kurak, çoğunlukla da çöllerle kaplı yaylalar ve bu platolar Pers uygarlığı ile canlanmıştır. Kazılar, Sus şehrinin kalıntılarının gün ışığına çıkarılmasını sağlamıştır. Sus MÖ 2600’de kurulan Elam devletinin başkentidir. Burada belirgin bir Mezopotamya etkisi taşıyan pek çok sanat eseri bulunmuştur. Üç yanı kalın surla çevrili olan kentin en önemli anıtı bir tapınağın zigguratıdır (basamaklı piramit). Bu yapı hemen hemen hiç bozulmadan günümüze ulaşmıştır. Sus’ta olduğu gibi Dur-Untaş’ta yapılan kazılarda pek çok çivi yazısı kitabenin ve bronz tanrıları, kralları ve bekçi hayvanlarını temsil eden heykelciliklerin ortaya çıkarılmasını sağlamıştır.

Yakın tarihte bulunan tarih öncesi sitler, en azından MÖ 5.000 yıllarına kadar geriye gitmektedir. Birçoğu yumurta kabuğundan kalın olmayan incelikle bezenmiş çok sayıda çanak çömlek bulunmuştur. Bu sitlerin tümü İran yaylasının batı ucunda dağlık vadilerle kaplı Luristan bölgesinde bulunur. Burada at yetiştiren ve Asur ordularına paralı asker sağlayan bir halk yaşıyordu. Etnik kökeni tam olarak bilinmeyen bu halkın yetiştirdiği tunç ustaları “cireperdue” tekniğiyle aralarında gemlerin ve başka koşum süslerinin, silahların, mezar idollerinin, yuvarlak ve kabarık kalkanların, bel kayışlarının ve pek çok minyatür hayvanın bulunduğu harikulade sanat eserleri gerçekleştirmişlerdir. Bu halkların yeraltı mezarlıklarında bütün bu nesnelere bol miktarda rastlanmıştır. Bu eşyalardan bazıları son derece gizemlidir. Örneğin, sık sık kollarının arasında iki canavar başı tutan önemli bir kişi figürüne rastlanır; bu canavarların ağızları aslan ağzı veya yırtıcı bir kuş gagası biçimindedir.

Çeşitli imparatorların kurdukları Pasargadia, Persepolis ve Susa gibi kentlerde dinsel mimarlık ve heykelcilik eserleri yoktur. Taştan yapılmış ve bezemeli imparator sarayları, yüksek bir altyapının üzerindedir; imparatorun tahtı büyük birçok sütunlu bir salon olan “Apamada”da yer alırdı. Pers dönemi mimarlığında sütun çok kullanılmıştır; palmiye başlıklı sütunların yanı sıra Asur sanatından gelen boğa başlıklı sultanlara ya da sarayların önünde nöbet tutan insan yüzlü, kanatlı boğalara rastlanır. Taş ve tuğla kabartmalar Asur sanatının etkisindedir. Darius’un Susa’daki sarayındaki gibi renkli tuğladan yapılmış anıtsal frizlerdeki figürlerin biçimlenmesi ve ritm duygusuysa Yeni Babil dönemi etkileri taşımakla birlikte bu döneme özgü bir sanat anlayışını yansıtır. Frizlerde çoğunlukla imparatorluğun uzak köşelerinden gelenlerin bağlılık ve saygı sunma törenleri canlandırılır. Altın işçiliğinde gerçekçi bir anlatım, simgesel bir biçimleme, biçim duygusu ve renk anlayışı vardır.

Kaynak

http://cansubilir.blogspot.com.tr

http://bestesakman.blogspot.com.tr

 

Perihan Kıvanç

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=