Gravür

Gravür

Fransızca “Gravure” sözcüğünden alınan gravür, “kazıma resim sanatı” demektir. Ağaç, metal ve muşamba gibi çeşitli materyal üzerine kazınarak ya da taş üzerine yağlı kalem ile işlenerek ve baskı ile elde edilen resim ya da yazıya “gravür” adı verilmektedir.

Gravür sanatı, çinko, bakır, madeni veya tahta ya da linolyum (muşamba) gibi plakalara kazıma tekniğini içerir ve kazınan resimlerin kâğıda basılması ve çoğaltılmasıyla elde edilir. “Lubok”, gravürde baskılar gibi bir tür Rus halk sanatını ifade eder. Sözlü ve yazılı folklorik grafikler ve hikâyelerle betimlenir. Lubok baskıları hem evlerde hem de hanlarda dekorasyon olarak kullanıldı ve bu baskıların bir kısmı modern çizgi romanın öncülü olarak kabul edilir.

Grafik sanatların bir kolu olan ve Osmanlıcada “hakk“ (kazıma-kabartma) sözcüğü ile ifade edilen resim tekniğinin, XV. yüzyılda, Hollanda’da başladığı sanılıyor. Daha sonra diğer coğrafyalara yayılan bu sanat, Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’da yapılagelmiştir. İlk bilinen gravürler XV. yüzyılda Ren kıyılarında ağaç üzerine kazınarak yapılmış olan figürlerdir. XV. yüzyılda Alman Albert Dürer, ağaç ve bakır üzerine yaptığı gravürlerle tanınır. İtalya’da Marca Antonio, maden üzerine çelik uçla kazıyarak yaptığı eserleriyle bilinir. Fransa’da gravür sanatının ilk temsilcisi Jean Duvet’tir. XVI. yüzyılda Avrupa’da çok ünlü gravür sanatçıları yetişmiştir. Thomas Leu, Robert Monteuil, Andran’lar, Jean Pesne, Edelinck, Callot, Claude ve Brebiette bunlardandır. Ressam Rubens renkli gravürü ile tanınırken, Rembrandt, bakır üzerine yaptığı desenlerde büyük ifade gücüne ulaşmıştır.

XVIII. yüzyılda gravür sanatı gelişmiş ve renkli ağaç baskılar dünya üzerinde görülmeye başlamıştır. Bu sanat  Japonya’da da ileri gitmiş ve Avrupalı sanatçıları etkilemiştir. Türkiye’de II. Abdülhamit devrinde azınlıklar ve daha önceleri Avrupa ülkelerinin elçileri tarafından başlatılan gravür sanatı, saray çevresinde gelişmiştir. XVII. yüzyıl ve daha sonraları, özellikle İstanbul’u tasvir eden Batılı elçi ve gezgin sanatçılar, çok sayıda renkli ve siyah-beyaz gravür çalışması yapmışlardır. Bu çalışmalar, Avrupa ve ABD kütüphanelerinde nadir eserler olarak korunmaktadır. İstanbul, İzmir ve diğer büyük merkezleri gravürlerle tasvir eden belli başlı sanatçılar şunlardır: Jean-Baptiste van Mour, Antoine Ignace Melling, Eugene Flandin, Thomas Allom, William Bartlett, Gaspare Fossati, Louis-François Cassas, Joseph Schranz, Germain-Fabius Brest, Amadeo Pireziosi ve CarI Gustaf Löwenhielm. İstanbul ve çevresinin tarihini, mimarisini, yaşayışını, hayatın pek çok detaylarıyla tasvir etmişlerdir.

İstanbul’da, azınlıklar, evlerindeki özel preslerle gravür baskıları yaparken, Türkler de bu sanata ilgi duymuş ve çeşitli baskılar gerçekleştirmişlerdir. Fakat bunların yaptıkları baskılar konusunda belge mevcut değildir. Bilinen ilk gravürler, Osman Hamdi Bey’in açtığı Güzel Sanatlar Akademisi’nde taş baskı yöntemiyle yapıldı. Yapılan bu gravürlerin en iyi örnekleri Ressam Hoca Ali Rıza’nın yaptığı çalışmalardır. Cumhuriyet döneminde, 1937′de, Güzel Sanatlar Akademisi’nde açılan gravür atölyesinde, ilk Türk gravürcüleri yetiştirildi. Burada metal plakalar üzerine, iksilografi [Resim Basma] ve litografi [Yazı Basma] çalışmaları başlatıldı. Sabri Berkel özellikle gravür çalıştı. Daha sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Nevzat Akoral, Cemal Tollu ve Turgut Zaim gibi ressamlar da gravür çalıştılar. Bunlar arasında sayılmayan ve gravür sanatında isim yapan sanatçılar ise Muzaffer Aslıer, Aliye Berger, Muammer Bakır, Gündüz Gölönü ve Mustafa Plevneli’dir. 

Teknik

Gravür, esas olarak iki teknikle yapılır: Tahta üzerine kabartma gravür ve metal üzerine oyma gravür.

1- Tahta Üzerine Kabartma Gravürler:

a- Lifli tahta üzerine kazıma gravür tekniği

b- Uç tahta gravür tekniği

c- Tümsek gravür tekniği

d- Japon gravür tekniği

 

2- Metal Üzerine Oyma vb. Gravürler:

a- Kazı gravür tekniği

b- Kalburlama gravür tekniği

c- Kuru uç gravür tekniği

d- Siyah usul veya mezzo tinto tekniği

e- “Ofort” tekniği

f- “Acqutinta” teknikleri

g- Kalem tarzı gravür veya ruletli gravür tekniği

h- Yumuşak vernik tekniği

i- Bakır üzerine silme tekniği 


Maden Üzerine Gravür

Tahtanın tersine, maden üzerine gravür, kalemle oyularak yapılır. Maden olarak asıl gereç bakırdır, ama çelik, çinko ve pirinç de kullanılır. Maden üzerine gravür yapan gravürcüleri birbirinden ayıran nitelik her şeyden önce kullandıkları kalemdir. Dürer ile İtalyan gravürcüsü Mantegna kazı kalemi ustasıydılar, Rembrandt hakkâk kalemiyle ünlüdür, buna karşılık beşik kalem (ucu çok dişli geniş kalem) XVIII. yy. İngiliz gravür sanatının belirgin özelliğidir. Kezzapla gravür yapma yöntemi XVI. yy.da ortaya çıktı. Verniğe bandırılmış bakır levhalar çelik kalemle oyuluyor, sonra asit banyosuna daldırılıyordu; kalemle verniği kazınan yerler asitten etkilenerek eriyip oyuluyordu. Kazı kaleminden daha kolay, hatta daha aslına sadık iş gören kezzap pek çok ressamın ilgisini çekti, Jacques Callot, Claude Lorrain, İtalyan mimarı Piranesi gibi bir kısım sanatçılar ikinci bir ifade aracı olarak ondan yararlandılar.

Estamp

Estamp, sanat eserlerinin birçok kopyasını çıkarmak ihtiyacından doğdu: Hıristiyan keşişler kiliselerin duvarlarını süsleyen dinsel resimleri yanlarında taşımak istiyorlardı. Gezici vaizlerin, her biri için bir hikâye anlatmak üzere albüm şeklinde bir araya getirdikleri bu gravürler, Gütenberg'in bastığı ilk kitapların (1475) öncüsü oldu. XIV. yy’ın sonunda, kâğıt parşömenden daha ucuz olduğundan estamp yapımı yaygınlaştı ve resim çoğaltmada en geçerli usul oldu. Eserlerinden birçok kopya yapmak isteyen sanatçılarca çok kullanılan estamp sanatı, büyük sanatçılar tarafından da uygulandı, hatta eskiden yapılmış eserleri çoğaltmak isteyen basit kopyacılar ve kitap resimleme ustaları da ondan yararlandılar. Bugün bu çeşit gravürcülüğün yerini fotoğrafçılık almıştır. Buna karşılık modern ressamların gözde anlatım araçlarından biri olan asıl gravür, etkisini daha da artırdı. Şimdi gravür yapma usulleri, özellikle fotogravür gibi başka tekniklerin işe karışması nedeniyle karmaşıklaşmış, plastik maddeler gibi yeni malzemenin kullanılması nedeniyle de kabartma estamp sayısı zenginleşerek çeşitlenmiştir. Litografi (Taşbasması), Alman Senefelder (1771-1834) tarafından bulunan litografi yöntemi, resmin kabartısız ve oyuksuz bir yüzey aracılığıyla basılmasını sağlar. Bunun için çok ince dokulu bir kalker kullanılır; sanatçı koyu ve yumuşak bir kurşun kalemle ya da fırçayla mürekkep kullanarak resmi bu taşın üstüne çizer. Renkli olarak da yapılabilen litografi, gravürcülük gibi özel bir öğrenim de gerektirmez. 

Kaynak

http://www.unutulmussanatlar.com

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 30 ziyaretçi (108 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=