Kuyumculuk-Sarraflık

Kuyumculuk – Sarraflık

 

“Kuyum”, değerli metaller ve değerli taşlar kullanılarak üretilen takı, ziynet, süs eşyası ve hediyelik eşyadır. Bu ürünleri satan kişi ve işyerlerine ise “kuyumcu” adı verilir. Türk Dil Kurumu’na göre kuyum, değerli metal ve taşlardan yapılan süs eşyası; kuyumcu, değerli metal ve taşlardan bilezik, küpe ve benzeri süs eşyası yapan veya satan kimse, mücevherci, cevahirci; “kuyumculuk” ise kuyumcunun işi ve zanaatı, mücevhercilik olarak tanımlanmıştır. Kuyumculuğu, değerli madenlerin hassas bir çalışma ile işlenmesi, kıymetli taşlara şekil verilmesi, kıymetli taşların montür veya benzeri işlenmiş metallere monte edilmesi, mamul duruma gelene kadar yapılan işlemlerinin bir bütünü olan zanaatın adı olarak niteleyebiliriz. Kuyumculuğun Türkiye’deki merkezi ise Kapalı Çarşı’dır.

Kuyumculuk sektöründe kullanılan altının çeşitli alaşımları vardır. İçine karıştırılan metallerle altının rengi ve sertlik derecesi ayarlanır. Alaşımda kullanılabilen madenler; gümüş, bakır, nikel, çinko, paladyum ve iridyumdur. Bunun dışındaki karışımlar altının yapısını bozar ve altın özelliklerini kaybetmesine sebep olabilir. Kuyumculuğun Neolitik Çağ’da doğduğu düşünülmektedir. Arkeologların Ur’da, Truva’da, Mykenai’da buldukları mücevher ve heykelcikler Neolitik Çağ’a aittir. Altın o çağlardan günümüze kadar önemini kaybetmeden gelmiş bir kıymetli madendir. Aynı zamanda değer ölçüsü birimlerinden biridir.

Kuyumculuk Sanatı

Kuyumculukta altın olsun, pırlanta olsun değerli her taşın birbiriyle bütünleşmesini sağlayarak birçok göze güzel görünen eser çıkar ortaya. Bu konuda en çok tutulan eserlerden biri de triodur. Yanı kelime anlamı ile “üç pırlanta”. Bunun gibi birçok taşın işlenmesi ile çok sayıda güzellik elde edebiliriz.

Ülkemizde eskiden beri altın sanatı olarak tezhib kullanılır. Tezhibte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak, su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır. Tezhib sanatçısı (müzehhib), bir kâğıdın üzerine çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhib meydana getirilir.

Kuyumculuk Tarihi

Değerli madenler ve taşlar, insanlık tarihi boyunca kimi zaman güzellik, kimi zaman zenginliğin ve asâletin simgesi olarak işlendi, kullanıldı. Takının tarihi, günümüzden 30 bin yıl önceye, Üst Paleolitik Çağ’a kadar uzanıyor. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun Mezopotamya’da, Mısır’da ve Anadolu’da MÖ 4.bin yılın sonlarına doğru başladığını belirtiyorlar.

Antik takıların karmaşık kompozisyonları, ayrıntılı ve özenli işçilikleri incelendiğinde akla hemen bunların hangi âletlerle hangi üstün teknik bilgiyle yapıldığı sorusu geliyor. İnsanın hayal gücünün bir uzantısı olan bu teknik gelişimler, aynı zamanda insanın çevresindeki malzeme ile savaşımının da bir göstergesi.

Kültürün en eski çağlarından itibaren teknik ve insan iç içe. Plastik deformasyonu çok yüksek olan altının bu özelliği, İlk Tunç Çağı’nda biliniyordu. Eski çağların ustaları, saf altını döverek zar gibi inceltebiliyorlardı. “Varak ve varak kaplama” denilen bu teknik, Mısırlılar, Çinliler ve Yunanlar tarafından kullanılmıştı. İslâm sanatında altın ve gümüş varaklar, ahşap ve metal eşyanın yanı sıra minyatürlerin renklendirilmesinde, baskı motiflerinde ve el yazmalarında geniş ölçüde kullanılmıştı. Kuyumculuk tarihinin başlangıcı gibi kabul edilebilecek varakçılık sanatı, XIX. yüzyıl sonlarında savaş döneminin ekonomik sıkıntıları ve değişen sosyokültürel koşullarda hızla geriledi ve unutuldu. Kuyumculuğun tarihi, doğal olarak sayısız tekniklerle doludur. Günümüz kuyumculuğunda seri ve standart üretim için kullanılan santrifüj (merkezkaç) veya vakum gibi döküm tekniklerinin temeli olan kayıp mum tekniği, delikli süslemeler yapmak için kullanılan ajur, kazıma tekniği, tâneleme anlamına gelen “granülasyon” ya da Türk kuyumculuğundaki karşılığıyla “güherse”, tombaklama ve mine tekniği bunları belli başlıları.

Uşak Lydia hazinesi ya da popüler adı ile Karun Hazinesi, Anadolu’da kuyumculuk ve kullanılan âletlerle ilgili önemli bilgiler sunuyor. Bu hazine içinde yer alan iki tane bronz üfleme borusu ile takı ve heykelcilik üretiminde kullanılan 30 parça bronz kalıptan oluşan kuyumcu âletleri özel bir öneme sahip. Bronz üfleme boruları, metalin ergitilmesi sırasında körük uçlarına takılıyordu. Bulunan kalıpların bir bölümü stampa pinçonlarıydı. Bir bölümü de kalıp üzerine konulan ince soy metal levhaların çekiçlenerek kalıbın formunu alması için kullanılan dövme kalıplarıydı.

Değerli Madenler, Taşlar

Günümüzde kuyumculuk, gelişmiş teknolojiyi kullanan, insanlığın eski çağlardan bugüne taşıdığı bilgi birikimiyle ve estetik değerlerle beslenen bir meslektir. İnsanların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlamak amacıyla ürünler tasarlamak, üretmek ve onların beğenilerine sunmak kuyumculuğun çalışma alanlarıdır.

Kuyumcu, dünyanın en değerli madenleri ve taşları ile uğraşmaktadır. Beğeni düzeyi yüksek müşteriler için ürün ve hizmet üretmektedir. Bu gerçekten çok zevkli ama özveri isteyen bir meslektir. Bilgi, beceri, deneyim sahibi olmak, kültürel yapıyı iyi gözlemlemek, insanlarla sağlıklı iletişim kurabilmek ve en önemlisi güvenilir olmak gereklidir.

Makine kalemlerinin kullanım alanları çok geniştir. Başta alyans ve bilezikler olmak üzere kuyumculukta hemen hemen her ürün grubu bu tür kalemlerin kullanımına uygundur. Bugün freze kalemin kuyumculukta çok geniş bir kullanım alanı vardır. Örneğin makine kalemleri (posalux) daha çok alyans ve bilezikte kullanılabilirken freze kalemleri bunun aksine her ürün üzerinde kullanılabilir. Freze kalemin makine merkezli değil el işçiliği merkezli olması da yeni modeller üretmeye çok uygun bir altyapı oluşturmuştur.

Zincir kalemler tıraşlama, makineden çıkan zincirin üzerinin alınmasıyla olur. Bu her zincirde başvurulmayan bir işlem olmakla birlikte kimi modellerde ise büyük bir zorunluluktur. Diğer bir işlem ise tıraşlamadır. İç-dış torna kalemler alyansın içi, iç torna kalemiyle temizlenirken, dış torna kalemiyle de yanları düzeltilmekte, modele göre farklı noktalarda kullanılmaktadır. Ülkemizde CNC kalemlerin başlıca kullanım yeri alyanslardır. Bunun yanında bilezik de CNC uygulamasına oldukça müsait bir üründür. Lazer yüzük ve küpeler, lazerin en fazla kullanıldığı alanlardır. Altın üretiminde lazer kullanımı iyice azalmış, gümüşe kaymıştır. Kullanıcı kalemi mat olarak atmak istediğinde çelik kaleme başvurur. Bunun yanında kanal açma, malın belli bölümünü alma gibi kaba işler de çelik kalemle yapılır. Çelik kalem, alyans üretiminin vazgeçilmez unsurudur ve öyle ki karşılaştırdığımızda elmas kalemlerden bile önemli olabilmektedir.

 

Kaynak

http://www.unutulmussanatlar.com

 
ISTANBUL
Reklam
 
 
 
 
 
 
Bugün 28 ziyaretçi (46 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=